Rus kadınlar

Rus basını: Rus kadınlar, eşlerini Türkiye'de aldatıyor İnternet mecralarının analizini yapan psikologlar, Rus kadınların kocalarını en çok aldattığı 16 tatil mekanını ... Rus kadınlar kocalarını en çok Türkiye'de aldatıyor! Russia Today’in (RT) internet sitesinde yer alan araştırmaya göre, Rus kadınları eşlerini en çok Türkiye ’de aldatıyor. Rus kadınları Türk kadınları hakkında neler düşünüyor? YouTuber Cem Kıran, Türkiye'de yaşayan Rus kadınlarına bu soruyu yönelterek ilginç cevaplar alm... Rus Kadınlar Türk Erkeklerinin Nesini Beğeniyor? Ana Sayfa > Video. Emre Şah Onedio Üyesi. 77 PAYLAŞIM 31/08/2018, 13:16. Facebook'ta Paylaş Twitter'da Payla ... Rus ordusunda yaklaşık 50bin Rus kadın vardır. 10. Rus kadınları dünyanın en güzelleri olarak tanımlanırlar. 11. Dünya’da şu ana kadar yapılan devrimlerde, Rusya’da yapılan devrimler dahil, en büyük rolü Rusya’da kadınlar oynamıştır. 12. Erkeklerin kadınlar kadar ayna önünde vakit geçirmesi Rus kadınları için pek tercih edilen bir şey değil. Vücut losyonu kullanıp, manikür salonlarında vakit geçirmekten çekinmeyen ... Rusya'da bir sanat galerisinde paramparça olan milyonluk tablolar için Rus hükümeti Twitter üzerinden yayınladığı video ile 4 genç kızı suçluyor. Galeri resim sanatının önde gelen ... Fotoğraflar: Bikinili Rus kadınlar . Rus bayanları dünyanın en güzel ve seksi kadınları. İşte bu şaşırtıcı kızların bikinili fotoğrafları. - Rus kadınları hakkında 30 gerçek - Rus kadınları hakkında düşünceler - Anormal 9 şey ... Eş arayan ve evlenmek isteyen yüzlerce bekar güzel yabancı gelin, Ukraynalı bayanlar ve Rus kızları sitemizde bulunmaktadırlar. Ajansımıza kadınlar Rusya, Azerbaycan, Ukrayna(Ukranya), Kazakistan, Beyaz Rusya(Belarus), Litvanya, Özbekistan, Letonya, Estonya ve Moldovada yaşamaktadırlar. Sitede gelinlerin resimlerini ve kişisel bilgilerini ücretsiz ve bedava görebilme ... 'Rus kadınlar istedikleriyle seks yapabilir' Öte yandan çoğunluğunu gazeteci ve blog yazarlarının oluşturduğu birçok kişi, Rus kadınların sosyal medyada bu şekilde yargılanmasına ...

Ülkedeki Sikilmesi gereken insan tipleri

2020.09.02 03:07 Huseyin1453tr Ülkedeki Sikilmesi gereken insan tipleri

Ben 4 tane ekliyorum siz uzatabilirsiniz
  1. Radikal islamcılar : Amına koduğumun arap fantikleri hep arap kültürüne taparlar arap kültüründe ne varsa türk kültürüne sokmaya çalışırlar hep din'i kullanıp istediklerini elde etmeye çalışırlar. Arapları kardeş bilirler fakat arapların türklerden nefret etiği gerçeğini kabul edemezler.
  2. Aşırı miliyetçiler ve Türkiye'nin kendi başına güçlü olabileceğini sananlar : milliyetçilik vatan sevgisi iyi bir şeydir ama aşırı kaçan bir grup var onları genelikle şu sözlerden bulabilirsiniz : 1 türk askeri 5 milyon gavur askerinden daha güçlüdür, başka bir örnek Kardeşim türkiye 2023 züper güç olujak almanya sen kimsin ya! yada Altay tankı en iyi tonk!!!. bende isterim ki kendi ülkemin mili tankı uçağı olsun ama görünen köy kılavuz istemez ingiltere ilk kez 1916 yılında tank üretebilmişken türk tank sanayisi sadece modifiyede kaldı (oda çoğu israil ile ortak) realistik olarak bakılırsa bir bebeğin emeklemeden yürümesi imkansıza yakında türkiyenin üretiği ilk tankın en iyi tank olması imkansıza yakındır. aynı zamanda bunların erkek abaza türevlerinde : "aga şu rus kızları fena yav" derler fakat sonra kendi ırklarından kadınları akılarına gelince: ama aslında türk kızı en ahlaklı en namusludur diye geçinirler.
  3. Ülkedeki adalet sistemini (artık yönetenlerde mi sorun var yoksa direk hakim yada savcılar'da mı bilmem ama) : İnsanımız adaleti artık mahkeme yerine sosyal medyada aramaya başladı bu sayfada gördüğüm bir karikatür vardı girdiği kıyafete göre hakim tecavüzcüye ceza indirimi yapıyordu, bu mentaliteyi anlayabilmiş değilim sanki adam takım elbiseyi giyince kişiliği direk değişiyor mu ha don atlet çıkmış ha 10000 tl değerindeki takım elbise ile adam aynı adam beyin yapısı aynı ne diye ayrıcalık tanınıyor ? boşuna dememişler adalet mülkün yani devletin temelidir diye kendi ülkesinde adalet göremeyen bir insanın niye onu sevip savunması bekleniyor?
  4. Ülkedeki kadın cinayetlerinde kadının payını Örtbas etmeye çalışan kadınlar veya her kimse : burada değinmek istediğim nokta kadının kışkırtıp kışkırtmaması değil yada aldatıp aldatmaması kadınların "Yanlış erkek tercihi" yani bazı türk kızlarında nedense : hehe a 18 yaşına girdim hemen evleneyim evde kalırım yoksa kafası var ulan tek gecelik ilişki seçmiyorsun sen! direk hayatını geri kalanını geçireceğin erkeği seçiyorsun tabi aile tarafından zorla evlendirilenleri saymıyorum bu bir kenara direk koca seçerken nedense : Alfa olsun maganda olsun eli silah tutsun diye seçiliyor birkaç ay önce bir kadın cinayeti vardı bir kadın sosyal medyada elinde silah tutup serseri pozları veren kocası tarafından öldürülmüştü tamam elinde silah olabilir ama ne amaçla tutuyor? başka insanlara kabadayılık yapmak için mi yoksa vatanını korumak için mi? böyle başkasına kabadayılık yapmak için elinde silah tutan bir insanın karısını bile öldürmesini ben kolaylıkla beklerim. Kusura bakmayın ama aile zoru olmadan böyle maganda insanlarla evlenip sonra onlar tarafından öldürülen kadınlara çok az acıyorum sonuçta her koyun kendi bacağından asılır.
4.1 tepkiye gelen edit :
Dediğimi anlamadın burada demek istediğim her öldürülen kadınin tamamen suçsuz olmadığıdır eş seçiminde afedersin ağır konuşucam ama : elinde bile bile baskalarina magandalik yapmak icin silah tutan bir adamla evlenip sonra o tabancanin bir gün sana cevrilmemesini beklemek aptalıktır, başkalarının canına kast eden bir gün senin canına niye kast etmesin?
ha sana kalsa benim eşim seri katil olsun 200 kişiyi öldürsün benim kılıma dokunmasın onun için her şeyi yaparım fakat bir gün beni öldürsün o zaman o suçlu oluyor durumu oluyor
Gece geç oldu 5 tane yapıcaktım 4'te bıraktım yorum sizindir
submitted by Huseyin1453tr to KGBTR [link] [comments]


2020.07.31 16:29 karanotlar Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 11

Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 11
https://preview.redd.it/bkq1v2rcd7e51.png?width=640&format=png&auto=webp&s=ae8b2d43ce820e78b0d7e427e4fa97d04b77f937

Marksizm 6

Dönemimizin tarihi açısından, Pierre Joseph Proudhon’un 1848 yılı Fransız Şubat Devrimi sonrasında kendi halkına adalet ve özgürlük toplumu kurmak için ne yapması gerektiğini anlattığı zaman hatırlanmaya değer bir andı. Proudhon, hala, bütün yönleriyle, zamanının tüm devrimci yoldaşları gibi, 1789’da haricen patlak vermiş ve o zamanlar hissedildiği üzere karşı devrim ve müteakip hükümetler tarafından daha başından bastırılmış olan devrim geleneğinde yaşıyordu. Proudhon dedi ki: Devrim feodalizme son verdi. Feodalizmin yerini yeni bir şeyler almalıydı. Feodalizm, Devletin ekonomi alanındaki bir düzeniydi, bağlılıkları açıkça ifade edilmiş askeri bir sistemdi. Özgürlükler yüzyıllar boyu feodalizmin altını oymuştu; sivil özgürlükler giderek daha fazla zemin kazanmıştı. Fakat bunlar, eski düzeni ve güvenliği de, eski birlikleri ve cemiyetleri de tahrip etmişti. Birkaç insan yeni özgürlük ve hareketlilik sayesinde zengin olurken, kitleler zorluğa ve güvencesizliğe maruz kalmışlardı. Hem herkes için özgürlüğü koruyup, genişletip ve yaratıp hem de güvenliği, mülk ve yaşam koşullarının büyük eşitlenişini, yeni düzeni nasıl gerçekleştirebiliriz?
Proudhon, devrimin, militarizme yani hükümete son verip vermeyeceğini; görevinin politikayı toplumsal yaşamla, politik merkeziyetçiliği ekonomik çıkarların doğrudan birliğiyle, insanlara hükmeden değil işle ilgilenen bir ekonomik merkezle ikame etmek olup olmadığını devrimcilerin henüz bilmediğini söyler.
Görünürde sıkı olan bilimin adamı Marx, gelişmenin yasa koyucusu ve dikte edeni idi. Bununla ilgili beyanlarda bulundu. Ve kendisi gelişimi belirlediğine göre o kesin olmalıydı. Olaylar bitmiş, kapalı, ölü bir gerçeklik gibi hareket etmeliydi. Bu yüzden Marksizm bir doktrin ve adeta dogma şeklinde var olur.
Proudhon diyor ki, siz Fransızlar, küçük ve orta ölçekli çiftçilersiniz, küçük ve orta ölçekli esnafsınız; tarımda, sanayide, ulaşımda ve iletişimde faalsiniz. Şu ana kadar bir araya gelmek ve birbirinizden korunmak için krallara ve onların memurlarına ihtiyaç duydunuz. 1793’te devletin kralını lağvettiniz ancak ekonominin kralını, altını elde tuttunuz. Böylelikle ülkede bela, düzensizlik ve gelecek kaygısı bıraktığınız için kralların ve memurlarının ve orduların geri dönmesine izin vermek zorunda kaldınız. Otoriter aracıları defedin. Parazitleri ortadan kaldırın. Çıkarlarınızın dolaysız birliğinden emin olun. O zaman feodalizm ve devletin varisi olan bir topluma sahip olacaksınız.
Altın nedir? Sermaye nedir? Bu, bir ayakkabı, masa ya da ev gibi bir şey değildir. Bir şey değildir, gerçek bir şey değildir. Altın, ilişki için bir işarettir. Sermaye insanlar arasında ilişki olarak ileri geri giden bir şeydir. İnsanlar arasında bir şeydir. Sermaye itibardır; itibar, çıkarların karşılıklılığıdır. Şu anda devrim içindesiniz. Devrim – heves, güven ruhu, eşitlenme coşkusu, bütün için gayret arzusu – sizin başınıza geldi, sizin aranızda oluştu: kendiniz için doğrudan karşılıklılık yaratın. Hiçbir parazit, vampir-benzeri aracı olmadan kendi çalışmanızın üretimi ile birbirinize gittiğiniz bir kurum tesis edin. O zaman hiçbir vasi otoriteye ne de en yeni beceriksizlerin, Komünistlerin, bahsettiği siyasi hükümetin mutlak iktidarının ekonomik yaşama aktarılmasına ihtiyaç duymayacaksınız. Görev şudur: ekonomik ve kamusal yaşamda özgürlüğü öne sürmek ve yaratmak ve zorluğun, güvenliksizliğin, eşyanın sahipliği değil de insan ve köle-sahipliğinin hâkimiyeti olan mülkiyetin ve tefecilik olan faizin lağvedilmesi için eşitlenmeden emin olmak. Bir takas bankası yaratın!
Takas bankası nedir? Özgürlük ve eşitlik için dışsal bir biçimden, objektif bir kurumdan başka bir şey değildir. Kim faydalı bir işle uğraşıyorsa – çiftçi, esnaf, işçiler birliği – hepsi, basitçe, çalışmaya devam etmelidir. İşin örgütlenmeye, diğer bir deyişle otoriteler tarafından emredilmesine ya da millileştirilmesine ihtiyacı yoktur. Halkın ihtiyaç duyduğu her şeyin üretimi sırasında marangoz mobilya yapar; ayakkabıcı çizme yapar; fırıncı ekmek pişirir vs. Marangozsun, ekmeğin mi yok? Elbette ki fırıncıya gidip fırıncının ihtiyacı olmayan sandalye ve dolabı teklif edemezsin. Takas banka git ve siparişlerini ve ürünlerini evrensel geçerli çeke dönüştür. Proleterler, ücret için çalışmak üzere müteşebbise bundan böyle gitmek istemiyor musunuz? Bağımsız olmak mı istiyorsunuz? Fakat ne atölyeniz, ne aletleriniz ne de yiyeceğiniz mi var? Bekleyemiyorsunuz ve kendinizi hemen mi kiralamanız gerekiyor? Lakin müşterileriniz mi yok? Diğer proleterler, siz proleterler, hepiniz, sömürücü simsarların aracılığı olmadan ürünlerinizi birbirinizden satın almak istemez misiniz? Sonra kendi alım-satımlarınızdan emin olun, siz ahmaklar! Müşteri muteberdir. Müşteri bugün adlandırıldığı üzere paradır. Sıralama her zaman yoksulluk-kölelik-iş-ürün şeklinde olmak zorunda değil midir? Karşılıklılık, eşyanın yönünü değiştirir. Karşılıklılık doğanın düzenini yeniden sağlar. Karşılıklılık paranın kurallarını kaldırır. Karşılıklılık birincildir: çalışmak ve ihtiyaçlarını karşılamak isteyen tüm insanlara imkân veren, insanlar arasındaki ruhtur.
Proudhon, hiç suçlu aramayın, herkes suçludur, diyor. Bazıları köleleştirir ve diğerleri en temel ihtiyaçları alıp götürür ya da en az ihtiyacı geride bırakır yahut acenta ve denetmenler olarak köleleştiren efendilere hizmet eder. İntikam ruhu, öfke ya da yıkıcılıktan meydana gelmeyecektir, yeni toplum. Yıkım, yapıcı bir ruh ile gerçekleştirilmelidir. Devrim ve muhafaza etme birbirini dışlamaz.
Eski Romalıları taklit etmekten vazgeçin. Jakobit[1] diktatörlük rolünü geçmişte oynadı fakat tribünlerin büyük tiyatroları ile güzel davranışlar sizin toplumunuzu yaratmaz. Gerçek hayatta yürütülmelidir. Faydalı nesneleri yeterli miktarda yaparsınız; faydalı şeyleri adil dağılım ile tüketmek istersiniz; o halde doğru bir biçimde takas etmelisiniz.
Çalışma ile yaratılmamış şeyin, der Proudhon, değeri yoktur; işçiler kapitalistlerin üstünlüğünü yaratmıştır ve siz yarattığınız değerleri saklayıp kullanamazsınız çünkü siz yalıtılan ve mal sahiplerinin servetini artıran ve böylelikle onlara köleler ve mülk üzerinde iktidar sağlayan mülksüz insanlarsınız. Fakat bu durumda o, sadece imtiyazlının elindeki birikmiş malın mevcut stoklarına bakmanın ve de bunları sadece siyaset ya da şiddet yoluyla onlardan almayı düşünmenin ne kadar çocukça olduğunu söyleyebilir. İşçiler tarafından yaratılan değer her zaman değişir, her zaman dolaşımdadır. Bugün değer, kapitalistten tüketici olarak işçi aracılığıyla kapitaliste geri döner; değer, kapitalistten tüketici işçilere gitsin fakat onlardan tekrar kapitalistlere değil, aynı işçilerin, üreten işçilerin ellerine dönsün diye kendinizin karşılıklı davranış biçimini dönüştürerek yeni kurumlar tesis edin.
Proudhon tüm bunları, benzersiz bir güçle, ciddiyet ve coşkunluğun, tutkunun ve objektifliğin büyük bileşimi ile kendi halkına söylemişti. Proudhon, devrim, çözülme, geçiş ve kapsayıcı ve temel önlemler olasılığı anında yeni toplumu yaratacak, hükümetin son yasası olacak ve hükümeti söylendiği gibi geçici hükümet yapacak bireysel adımları ve kararları önermişti.
Ses oradaydı fakat dinleyiciler yoktu. Doğru zaman oradaydı fakat geçip gitti ve şimdiyse sonsuza dek yok oldu.
Proudhon biz sosyalistlerin yeniden keşfettiği şeyi; sosyalizmin her zaman mümkün ve her zaman imkânsız olduğunu biliyordu. Sosyalizm, doğru insanlar onu istediğinde diğer bir deyişle onu eyleme koyduğunda mümkündür ve insanlar onu istemediğinde ya da sözüm ona onu isteyip ona göre harekete geçemediğinde imkânsızdır. O yüzden bu adamın sesi duyulmadı. İnsanlar onun yerine incelediğimiz ve reddettiğimiz yanlış bilimi sunan, sosyalizmin kapitalist büyük sanayinin doruk noktası olduğu ve çok az kapitalistin şimdiden neredeyse sosyalist olmuş kurumların özel mülkiyetine sahip olduğunda geldiğini, böylelikle birleşmiş proleter kitlelerin özel mülkiyeti toplumsal mülkiyete geçirmesinin kolay olacağını öğreten bir başka sesi duydu.
Sentez adamı Pierre Joseph Proudhon yerine, analiz adamı Karl Marx duyulmuş ve dolayısıyla çözülme, çürüme ve çöküşün devam etmesine izin verilmişti.
Analiz adamı Marx, kendi kelime haznesinde hapsedilen sabit, katı kavramlarla çalıştı. Bu kavramlarla Marx, gelişim yasasını açıklamak ve adeta zorla kabul ettirmek istedi.
Sentez adamı Proudhon kapalı kavramsal kelimelerin yalnızca daimi devinim için sembol teşkil ettiklerini bize öğretti. Kavramları akan devamlılık içerisinde eritti.
Özellikle detaylara hevesli olan ve Marksizm eleştirileri sıklıkla bizim eleştirilerimizle örtüşen sözde revizyonistler – bu eleştirileri büyük ölçüde anarşistlerden, Eugen Dühring ve diğer bağımsız sosyalistlerden almış olmaları da şaşırtıcı değildir – asıl taktikleri olarak adlandırılabilecek bir şeylere tedricen âşık oldular. Bu şekilde Marksizm ile birlikte sosyalizmi de, neredeyse son izine kadar reddettiler. Şu anda kapitalist toplumda işçi sınıfını parlamento ve ekonomik araçlar üzerinden teşvik edecek bir parti kurma sürecindeler.
Görünürde sıkı olan bilimin adamı Marx, gelişmenin yasa koyucusu ve dikte edeni idi. Bununla ilgili beyanlarda bulundu. Ve kendisi gelişimi belirlediğine göre o kesin olmalıydı. Olaylar bitmiş, kapalı, ölü bir gerçeklik gibi hareket etmeliydi. Bu yüzden Marksizm bir doktrin ve adeta dogma şeklinde var olur.
Proudhon, şey-kelimeleriyle ilgili hiçbir sorunu çözmeyi istememiş; hareketleri belirleyen kapalı şeyler ve ilişkiler, apaçık bir varlık, oluş, kaba görünürlük, görünmez değişim yerine ve son olarak – en olgun yazılarında – toplumsal ekonomiyi psikolojiye dönüştürmüştür. Öte yandan psikolojiyi de kaba bireysel psikolojiden – ki bireyden yalıtılmış bir şey çıkarır – insanı bir dizi sonsuz, bölünmez ve ifade edilemez oluş şeklinde tasavvur eden toplumsal psikolojiye dönüştürmüştür. Bu bakımdan Proudhonizm diye bir şey yoktur, sadece Proudhon vardır. O halde Proudhon’un belli bir an için hakikatle ilgili söyledikleri, şeylerin on yıllardır devam etmesine izin verildiği günümüzde, artık uygulanamaz. Geçerli olan yalnızca Proudhon’un düşüncelerinde baki olandır; kendisine ya da geçmiş herhangi bir tarihsel ana körü körüne dönmek için hiçbir girişimde bulunulmamalıdır.
Marksistlerin Proudhon hakkında söyledikleri, yani onun sosyalizminin küçük burjuva ve küçük çiftçi sosyalizmi olduğu, bizim de tekrar etmemize izin verin, tamamen doğrudur ve onun en yüksek unvanıdır. Onun sosyalizmi, diğer bir ifadeyle, 1848 ila 1851 arası sosyalizmi, Fransız halkının 1848 ila 1851 arası sosyalizmidir. O anda mümkün ve gerekli olan sosyalizm idi. Proudhon, bir Ütopyacı ya da bir peygamber değildi; bir Fourer de değildi, Marx da. Eylem ve kavrama adamı idi.
Burada açıkça 1848-1851 yıllarının adamı olan Proudhon’dan bahsediyoruz. Bu adam şöyle söylemişti ve yaşadığı çağ onun böyle söylemesi için teşekkül etmişti: “Siz devrimciler, eğer bunu yaparsanız, büyük dönüşümü başaracaksınız.”
1848 yılının adamından olduğu kadar öğrenecek şeyimiz olan sonraki yılların adamı, devrimden sonra söylediği devrimci konuşmaları, beyhude melodramatik ya da pornografik bir öz-taklit ile tekrar etmeyi istemedi. Her şeyin kendi zamanı vardı ve devrim sonrasındaki her an, geçmişin büyük anında yaşamları durmamış herkes için devrim öncesi zamandı. Proudhon, aldığı pek çok yaradan kaynaklı kanamaya rağmen yaşamaya devam etti. O zaman şunu sordu kendisine: “Ben, eğer yaparsanız dedim; fakat neden yapmadılar?” Cevabını buldu ve sonraki çalışmalarında bu cevabı yazdı. Bu cevabın bizim dilimizdeki karşılığı şudur: “Çünkü ruh yoktu.”
Ruh, o zaman da yoktu ve 60 yıldır da yok ve hiç olmadığı kadar derine batıp kayboldu. Şu ana kadar gösterdiğimiz her şey bir cümle ile özetlenebilir: Tarihte öngörülen sözüm ona doğru anı beklemek bu hedefi daha da uzak bir tarihe ertelemiş ve bulanık bir karanlığa itmiştir; ilerlemeye ve gelişmeye duyulan güven gerilemenin adı idi ve bu “gelişme” dış ve iç koşulları yozlaşmaya daha da çok adapte etti ve büyük değişimi hiç olmadığı kadar uzak kıldı. Marksistler, insanlar kendilerine inandığı sürece “Henüz zamanı değil!” derken haklı olacaklar ve asla daha az değil, her zaman daha fazla haklı olacaklar. Bir deyişin, bu deyiş söylendiği ve çabucak duyulduğu için doğru olduğunu söylemek yaşamış ve meydana gelmiş en korkutucu çılgınlık değil midir? Ve herkesin oluşu, sanki nihai, tamamlanmış bir oluşmuş gibi ifade etme girişiminin, insanların zihinlerinde bunun güç kazanması halinde biçim ve yaratıcılığın güçlerini eninde sonunda zayıflatmak zorunda olduğunun farkına varması gerekmez mi?
Marksizme yılmadan saldırmamızın sebebi budur. Bu yüzden işin peşini bırakamayız ve ondan tüm kalbimizle nefret etmeliyiz. Marksizm bir tarif ve bilim değildir. Öyleymiş gibi davranmaktadır; fakat acizliğe yadsıyıcı, yıkıcı ve sakatlayıcı bir çağrı, irade eksikliği, teslimiyet ve kayıtsızlıktır. Sosyal Demokrasi’nin detaylar üzerinde arı-gibi çalışması – laf arasında söyleyelim Sosyal Demokrasi, Marksizm değildir – bu yetersizlik onun yalnızca öteki yüzüdür ve yalnızca sosyalizmin orada olmadığını ifade eder zira sosyalizm küçük ve büyük meselelerde bütünü hedefler. Bu tür bir detaylı olmayan çalışma sadece kasırgadaki bir kuru yaprak gibi mevcut anlamsızlığın döngüsünde, sadece pratiğe geçirilen, sürüklenişi reddedilecektir.
Marksistlerin düşündüğü gibi sosyalizmin gelmek zorunda olmadığını söyledik. Şimdi şunu söylüyoruz: çeşitli halklar tereddüt etmeye devam ederse, kendileri açısından sosyalizmin bundan böyle hiç de mümkün olmadığı zaman gelebilir.
Özellikle detaylara hevesli olan ve Marksizm eleştirileri sıklıkla bizim eleştirilerimizle örtüşen sözde revizyonistler – bu eleştirileri büyük ölçüde anarşistlerden, Eugen Dühring ve diğer bağımsız sosyalistlerden almış olmaları da şaşırtıcı değildir – asıl taktikleri olarak adlandırılabilecek bir şeylere tedricen âşık oldular. Bu şekilde Marksizm ile birlikte sosyalizmi de, neredeyse son izine kadar reddettiler. Şu anda kapitalist toplumda işçi sınıfını parlamento ve ekonomik araçlar üzerinden teşvik edecek bir parti kurma sürecindeler. Marksistler, Hegel tarzında bir ilerlemeye inanırken, revizyonistler Darwin tarzı bir evrimin taraftarıdırlar. Artık felakete ve aniden oluşlara inanmıyorlar; kapitalizmin ani bir devrim ile sosyalizme dönüşmeyeceğine fakat tedricen daha katlanılabilir bir biçim alacağına inanıyorlar.
Bunlardan bir kaçı sosyalist olmadıklarını kabul etmeyi tercih edebilir ve parlamentarizme ve parti politikalarına, oy toplamaya ve monarşizme adaptasyonlarında şaşırtıcı bir biçimde başarılı olabilirler. Diğerleri ise kendilerini hala tümüyle sosyalist olarak görebilir. Bunlar, işçilerin özel durumlarında, sözde endüstriyel anayasalcılık sayesinde işçilerin üretimdeki payında ve tüm ülkelerde demokratik kurumların genişlemesi sayesinde kamusal ve yasal koşullarda daimi, yavaş ve fakat durmayan bir iyileşme gördüklerine inanırlar. Hem kabul ettikleri hem de kısmen sebep oldukları Marksist doktrinin başarısızlığı üzerinden kapitalizmin hâlihazırda sosyalizm yolu üzerinde bulunduğunu ve bu gelişmeyi enerjik bir biçimde teşvik etmenin de sosyalistlerin görevi olduğu sonucunu çıkarırlar. Bu görüşleriyle, Marksizm’in ilk başta söylediği şeyin çok da uzağında düşmezler. Sözüm ona radikaller de her zaman aynı yol üzerindeydiler ve sadece bu görüşün devrimcilikle kırbaçlanmış ve bir araya gelmiş seçmen kitlelerine söylenmemesi dileğine sahiptirler.
Marksistlerin revizyonistlerle olan gerçek ilişkisi şu şekildedir: Marx’ın ve onun en iyi havarilerinin aklında, koşullarımızın tamamı kendi tarihsel bağlamları içerisinde yer aldığı ve bunların genel kavramlar altında toplumsal yaşamımızın detaylarını düzenlemeye çalıştığı vardır. Revizyonistler, yerleşik genellemelerin yeni doğan gerçekliklerle örtüşmediğini çok net gören fakat yine de çağımızı külliyen, yeni ve temelde farklı bir şekilde anlamaya ihtiyaç duyan karakteristik şüphecileridirler.
Marksizm, bir süre için, çok sayıda ıskat edilmişin kendi yoksulluğunun, doyumsuzluğunun farkına varmasına ve topyekûn bir değişim için ideal bir haleti ruhiyeye yol açmıştır. Bu süremezdi çünkü söz konusu bilimsel aptallığın ektisi altında kitleler beklemeye yönelmiş ve herhangi bir sosyalist faaliyet yapamaz hale gelmiştir. Bu şekilde, kitleler, siyasi ve demagojik yöntemlerle sürekli cesaretlendirilmemiş olmasalardı, tedrici bir dinginlik ve sakinlik çoktan kitlelere geri dönerdi. Revizyonistler erken kapitalizmin en kötü barbarlığının ortadan kalktığını, işçilerin proleter koşullara daha da alıştığını ve kapitalizmin hiçbir şekilde kendi çöküşüne yakın olmadığını şimdilerde görüyorlar. Elbette bizler, bunların tamamında, kapitalizmin sürdüğü muazzam tehlikeyi görüyoruz. İşin aslı, işçi sınıfının durumu – bir bütün olarak görüldüğünde – iyileşmemiştir. Aksine yaşam daha da zor ve nahoş bir hal almıştır. O kadar nahoş bir hale gelmiştir ki işçiler neşesizleşmiş, ümitsizleşmiş ve ruh ve karakter bakımından yoksullaşmıştır. Fakat en önemlisi sosyalizm için mücadele, doğru mücadele, münhasıran acıma hislerine ya da öncelikle belli bir insan sınıfının kaderine bağlı olmaz. Toplumun temellerinin tümden dönüşümü ile ilgilidir. Hedefi yeni bir yaratımdır.
Bizim işçilerimiz bu halet-i ruhiyeyi giderek kaybetmiştir (zira hiçbir zaman halet-i ruhiyeden daha fazlası olmamıştır), çünkü Marksizmde çözülme ve iktidarsızlık unsurları başından itibaren öfke kuvvetlerinden daha güçlüydü ve herhangi bir olumlu içerikten de yoksundu. İşçi sınıfının, Tanrının ya da tarihsel zorunluluk gereği gelişimin seçilmiş insanları değil, daha ziyade en şiddetli acı çeken insanların bir kısmı olduğunu hâlihazırda bilenler açısından revizyonizm fenomeni ve onun hoşgörülü şüpheciliği sadece eylemsizlik, kararsızlık ve kitlelerin rehaveti üstündeki “ideolojik üstyapı”dır ve işçi sınıfı sefalete eşlik eden ruhsal değişimler yüzünden bilgi elde etmeyi en zor iş olarak görecektir. Bu alandaki tüm genellemelerden kaçınmak en iyisidir. İşçi sınıfı oldukça farklıdır ve acının çok farklı insanlar üzerinde her zaman çok farklı etkileri olur. Fakat acının büyük kısmı birinin kötü durumunun kavranmasıdır ve en azından bu ölçüde hiç acı çekmemiş kaç proletarya vardır!
Devrim başarısız olduktan sonraki zamanlarda, devrimden önceki bu altmış yıl boyunca, ilişkilerin nasıl değiştiğini biliyoruz. Bunlar kapitalizmin uyumunun, proleterleşmenin on yılları idi ve pek çok açıdan hâl-i hazırda kalıtsal hale gelmiş gerçek bir adaptasyondu. İnsanlar arasındaki ilişkilerde bozulma vardır ki bireysel insanlara ait pek çok bedenin şimdiden fark edilir bir biçimde çürümesine dönüşmüştür.
Yeryüzü neredeyse tümüyle keşfedildi, çok geçmeden neredeyse tamamı iskân edilecek ve buralara sahip olunacaktır. Şu anda ihtiyaç duyulan şey, bildiğimiz insan dünyasında daha önce hiç var olmamış gibi bir yenilenmedir. İşte bu, bizi çok daha fazla etkilemesi gereken bu yeni şey, zamanımızın belirleyici özelliğidir.
Burada bahsettiğimiz muazzam bir tehlikedir. Marksistlerin düşündüğü gibi sosyalizmin gelmek zorunda olmadığını söyledik. Şimdi şunu söylüyoruz: çeşitli halklar tereddüt etmeye devam ederse, kendileri açısından sosyalizmin bundan böyle hiç de mümkün olmadığı zaman gelebilir. Buna rağmen insanlar birbirine karşı çok aptalca, çok alçakça hareket edebilir. Tümüyle esarete teslim olabilir ve kendi gaddarlıklarını kabul edebilir: Tüm bunlar insanlar arasında bir şeydir, kendilerine kararlı, canlı duyguların hizmet etmesi halinde işlevsel ve gelecek nesilde ya da hâlihazırda yaşayan insanlarda değiştirilebilen bir şeydir. Toplumsal ya da genellikle söylendiği gibi psikolojik ilişkiler meselesi olduğu müddetçe bu durum henüz kötü değildir. Kitlesel sefalet, yoksulluk, açlık, evsizlik, psikolojik yılgınlık ve ahlak bozukluğu ve zevk düşkünlüğü, aptalca lüks, militarizm, ruhsuzluk – hepsi, oldukları halleriyle kötüdürler, isabetli bir doktor gelirse yaratıcı ruhtan, büyük devrimden ve yenilemeden (regeneration) çıkarsa bunları tedavi edilebilir. Fakat tüm zorluk ve baskı ve ruhsuzluk insanlar arasında bir şeyler olmaktan çıkarsa, ruhta bulunan ilişkiler bozulursa, adına ruh dediğimiz insanlar arası ilişkiler kompleksine bundan böyle rahatsızlık vermezse, kronik yetersiz beslenme yerine, alkolizm, uzun süreli acımasızlaşma, sürekli tatminsizlik, akut ruhsuzluk (ki ruh ve sosyal yapı açısından önemi, ağı açısından örümceğin önemi gibidir) bireysel bedenlerde kapsamlı etkilerle birlikte değişimlerle sonuçlanırsa, o zaman hiçbir çare yardımcı olamayacaktır ve halk ya da halkların tüm kesimleri yıkıma mahkûm olabilecektir. Halkların her zaman yok olması gibi, onlar da yok olacaktır: diğer, sağlıklı halklar bunların efendileri olur ve halkların karışımına dönüşür ve hatta bazen de kısmi imha yaşanır – eğer, en azından diğer, sağlıklı halklar hala yaşıyorsa. Kimse uluslar tarihinin ilk dönemlerinden analojilerle ucuz oyunlar oyamamalıdır. Çünkü zamanı geldiğinde, şeyler, gene, sözde ulusların göçü denilen zamanlarda yaptıkları gibi ilerlemek zorunda değildir. İnsanoğlunun başlangıç zamanlarında yaşıyoruz ve bu yeni başlamış insanoğlunun sonunun başlangıcı olabileceği tümüyle göz ardı edilemez. Belki de hiçbir çağ gözlerinin önünde dünyanın sonunun bu kadar tehlikeli bir biçimde belirdiğini biziler kadar görmemiştir.
Gerçek ilişkiler kompleksi bakımından insanoğlu, dışsal bağlarla ve içsel çekimle ve ulusal sınırları aşan dürtüyle bir arada duran bir dünya toplumu elbette ki henüz mevcut değildir. Fakat bunun vekilleri oradadır ve bunlar bir ersatz’dan daha fazlası olabilir. Bunlar, başlangıç olabilir: dünya pazarı, uluslararası anlaşmalar ya da hükümet politikaları, uluslararası örgütler ve çeşitli türde kongreler, küre çevresinde trafik ve iletişim, bunların hepsi, eşitlik olmasa bile, en azından çıkarların özümsenmesini, gelenekleri, sanatı veya sanatın modaya uygun yedeğini, teknoloji ruhunu, siyasi biçimleri daha da çok yaratmaktadır. İşçilere de bir ulustan diğerine giderek daha fazla ödünç verilmektedir. Dahası tüm ruhsal gerçeklikler – din, sanat, dil, genelde ortak ruh – orada ikişerli bulunmaktadır ya da bize doğal bir zorunluluk gereği ikişer ( birincisi birey ruhunda nitelik olarak ya da meleke olarak ve ikincisi insanlarla yaratıcı örgütler ve birliklerin iç içe geçtiği bir şeyler olarak) görünmektedir. Tüm bunlar özensiz bir biçimde ifade edilmiştir. Geçiş yaparken düzeltilebilecek olan hemen yapılacaktır fakat bu zamanda bu dil eleştirisi uçurumunun ve fikirler teorisinin (ikisi de birbirine aittir) derinine inemeyiz. Tüm bunlara şunu söylemek için değinildi: medeniyet (humanitas), humanité, humanity ve beşeriyet ki bunlara şimdilerde göstermelik merhametli bir lütuf, zayıflatılmış ve derinlik yoksunu bir ifade ile “insaniyet”(humaneness) diyoruz – tüm bu kelimeler, aslen sadece bireyde yaşayan ve hükmeden insanoğluna atfedilmekteydi. Bir zamanlar, en azından Hıristiyanlığın tam zamanında çok güçlü bir şekilde vardı, fiziken çokça hissediliyordu. Özdeş toplum olarak mütekabiliyet bireyde temerküz eden ve bireyler arasında büyüyen beşeriyete geldiğinde ancak dışsal anlamıyla gerçek beşeriyete varabileceğiz. Bitki tohumunda bulunur, tıpkı, tohumun, atalarına ait bitkilerin sonsuz zincirinin cevheri olması gibi. İnsanoğlu hakiki varlığını bireyin insaniliğinden alır. Bireyin insaniliğinin sadece geçmişin sayısız neslinin varisi olması da tıpkı böyledir. Olan şey oluştur, küçük evren (mikrocosm), evrendir (macrocosm). Birey halktır, ruh toplumdur, düşünce birlik bağıdır.
Fakat bildiğimiz birkaç bin yıllık tarihte insanoğlu ilk kez tam anlamıyla ve tam kapsamlı olarak haricen birleşmek istiyor. Yeryüzü neredeyse tümüyle keşfedildi, çok geçmeden neredeyse tamamı iskân edilecek ve buralara sahip olunacaktır. Şu anda ihtiyaç duyulan şey, bildiğimiz insan dünyasında daha önce hiç var olmamış gibi bir yenilenmedir. İşte bu, bizi çok daha fazla etkilemesi gereken bu yeni şey, zamanımızın belirleyici özelliğidir. Tüm dünyada insanoğlu yaratılmak istemektedir ve bunu, eğer birleşmiş insanoğlunun başlangıcı, sonu olmayacaksa, insanoğlunun başına güçlü bir yenilenme geldiği o anda istemektedir. Önceden bu tür bir yenilenme genellikle geri kalandan ve kültürel karışımdan ortaya çıkan yeni halklar ile ya da göç alan yeni ülkelerle özdeşti. Halklar birbirine ne kadar çok benzerse ülkeler o denli yoğun iskâna tabi oluyordu ve dışarıdan veya içeriden bu tür bir yenilenme için umut da o kadar az oluyordu. Hâlihazırda kendi halklarımızdan ümit kesmek isteyenler ya da en azından zihinlerin radikal yenilenmesi için dış dürtünün ve canlı enerjinin dışarıdan, şifalı uykularından yeni uyanmış eski halklardan gelmesi gerektiğine inananlar, hala, Çin, Hindu ya da belki Rus halkları için umut inşa edebilir. Bazıları, çocuksu Kuzey Amerikan barbarlığı arkasında belki de hala saklı kalmış bir idealizmin ve fevkalade patlak verecek coşkun bir ruha ait fazla enerjinin olduğunu yine de ümit edebilir. Ancak 40 ya da 50 yaşlarında olan bizlerin bu romantik beklentiler yüzünden gene de hayal kırıklığı yaşayacağımız ve Çinlilerin Batıyı taklitte Japonya’yı takip edeceği, Hinduların salt çürüme kanallarına hızlıca geri kaymak, vs. için yükseleceği akla yatkındır. Asimilasyon çok hızlı ilerlemektedir. Medeniyet ve medeniyetle birlikte gerçek fiziki ve psikolojik çöküş yayılmaktadır.
Vaktiyle çürüyen rafine medeniyetten ve taze kandan yeni bir başlangıç çıktığı gibi, yeniden yükselişe geçeceğimize dair kesin, yanılmaz işaretler var mıdır? İnsanoğlunun, sonradan olacağı şey: ulusların sonu için geçici, kusurlu bir kelime olmadığı kesin midir? Şimdiden yoz, pervasız ve köksüz kadınlar ve onların erkek eşleri hafif meşrepliği yere göre sığdıramıyor ve aileyi, çeşitli, özgür ve sınırsız birliktelik hazzıyla, babalığı da annelik devlet sigortası ile ikame etmek istiyorlar. Ruh özgürlük ister ve onu içerir.
İhtiyacımız olan cesareti ve ivediliği elde etmek için kendimizi bu boşluğa bırakmalıyız. Bu sefer yenilenme bilinen herhangi bir zamana kıyasla daha güçlü ve farklı olmalıdır. Sadece kültür ve beraberinde yaşamın insani güzelliğini arıyor değiliz. Bir çare arıyoruz; kurtuluş arıyoruz. Yeryüzünde bugüne kadar var olmuş en büyük dışsal katman yaratılmalıdır ve bu katman, imtiyazlı tabakada – küresel insanoğlu – şimdiden hazırlanmaktadır. Yine de bu, harici bağlarla, anlaşmalarla ve hükümetsel yapı ya da korkunç buluş olan dünya devleti ile gelemeyecek, ancak en küçük grupların, yukarıdaki tüm toplulukların yeniden tesis edilmesi ve en bireysel bireyselcilik ile gelecektir. Şümullü bir toplum inşa edilmeli ve inşa küçük ölçekte başlamalıdır; tüm mıntıkalara uzanmalıyız ve bunu da ancak çok derin kazarsak yapabiliriz zira bundan böyle dışarıdan daha fazla yardım gelemez. Artık işgal edilmemiş hiçbir toprak yoğun kalabalık halkları yerleşmeleri için davet etmeyecektir; insanoğlunu tesis etmeliyiz ve bunu ancak insanilikte bulabiliriz. Bunun da sadece bireylerin gönüllü ilişkisinde ve doğal olarak birbirlerine yakınlaşan, aslında bağımsız insanlar topluluğundan yükselmesini sağlayabiliriz.
Ancak şimdi biz sosyalistler rahat bir şekilde nefes alıp kaçınılmaz zorluğu, görevimizi, varlığımızın bir parçası olarak kabul edebiliriz. Şimdi, fikrimizin bizim benimsediğimiz bir fikir değil de bizi seçim yapmaya – ya peşinen insanoğlunun gerçek yıkımını tecrübe etmeye ya da bu yıkımın çevremizde aşınan başlangıçlarını seyretmek veya kendi eylemimizle yükselişin ilk başlangıcını yapmaya – sevk eden çok güçlü bir dürtü olduğunu içten bir kesinlikle hissediyoruz.
Burada muhtemel bir gerçekliğin bir kuruntusu olarak tehdit etmesine izin verdiğimiz dünyanın sonu elbette ki neslin ani olarak tükenmesi değildir. İçinde karşı konulamaz türde bir kaide bulma eğilimi ve analojiye karşı uyarıda bulunuyoruz çünkü kimi çöküş dönemlerinin ardından gelen büyük dönemleri biliyoruz. Durumu gözümüzde canlandırdığımızda, hangi emsalsiz hızla ulusların ve sınıfların bu kapitalist medeniyette birbirine daha da benzer hale geldiğini; proleterlerin nasıl sıkıcı, uysal, kaba, dışsal ve artan ölçüde alkolik olduğunu; dinlerini kaybetmeleri ile her tür içsel hissi ve sorumluluğu nasıl kaybettiklerini; tüm bunların fiziki etkilerinin nasıl olduğunu; üst sınıfların siyaset, kapsamlı görüş ve belirleyici eylem açısından güçlerini nasıl kaybettiğini; sanatın züppelik, modaya uygun değersiz ve arkeolojik ve tarihsel taklit ile nasıl ikame edildiğini; nasıl eski din ve ahlak ile her sıkı standardın, her kutsal ittifakın, her karakterin sağlamlığının kaybedilmekte olduğunu, kadınların yüzeysel kösnüllük ve renkli, dekoratif şehvet girdabına nasıl çekilmekte olduğunu; doğal düşünülmemiş nüfus artışının tüm halk katmanlarında azalmaya nasıl başladığını ve bilim ve teknolojinin rehberliğinde çocuksuz seks ile ikame edildiğini; sorumsuzluğun, hâkim koşullar altında neşesiz iş yapmayı artık kaldıramayan proleterlerle vatandaşlar arasındaki tam da en iyi unsurları nasıl istila ettiğini görüyoruz. Eğer tüm bunların toplumun her katmanında nevroza ve histeriye dönüşmeye başladığını nasıl görüyorsak, o zaman kişi, iyileşme için, yeni kurumların yaratılması için kendisini toplayacak olan halkın nerede olduğunu sormalıdır. Vaktiyle çürüyen rafine medeniyetten ve taze kandan yeni bir başlangıç çıktığı gibi, yeniden yükselişe geçeceğimize dair kesin, yanılmaz işaretler var mıdır? İnsanoğlunun, sonradan olacağı şey: ulusların sonu için geçici, kusurlu bir kelime olmadığı kesin midir? Şimdiden yoz, pervasız ve köksüz kadınlar ve onların erkek eşleri hafif meşrepliği yere göre sığdıramıyor ve aileyi, çeşitli, özgür ve sınırsız birliktelik hazzıyla, babalığı da annelik devlet sigortası ile ikame etmek istiyorlar. Ruh özgürlük ister ve onu içerir. Ruhun böyle birliktelikleri aile, kooperatif, profesyonel grup, topluluk ve ulus olarak yarattığı yerde özgürlük vardır ve insanoğlu da burada vücut bulabilir. Fakat ruhun yerini almış tahakkümün, cebri kurumlarında ruh yerine şimdilerde neyin köpürmeye başladığını biliyor muyuz, bu ikameye katlanabileceğimizden emin olabilir miyiz? Ruhsuz özgürlük, kösnül özgürlük, sorumsuz haz özgürlüğü? Ya da tüm bunların kaçınılmaz sonucunun en dehşetli eziyetler ve yalnızlık, en dermansız zayıflık ve hissiz umursamazlık mı olacak? Acaba bir coşkun duygu ve yeniden doğuş anı ve büyük kültürel topluluklar federasyonu devrinin anını hiç yaşayacak mıyız? Şarkıların insanlarda yaşadığı, kulelerin birliği ve coşkuyu cennete taşıdığı ve ruhlarında halkın temerküz ettiği insanları yüceltmek suretiyle büyük işlerin halkın büyüklüğünü temsil etmek için yaratıldığı zamanlar hiç olacak mı?
Bilmiyoruz ve bu yüzden buna teşebbüs etmenin görevimiz olduğunu biliyoruz. Geleceğin sözde biliminden şu anda tamamen kurtulduk. Sadece hiçbir gelişme yasası olmadığını biliyor değiliz. Güçlü tehlikeyi, şimdiden çok geç kalmış olabileceğimizi, tüm teşebbüslerimizin ve eylemlerimizin belki de artık yardımcı olamayabileceğini dahi biliyoruz. Ve bu yüzden kendimizdeki, tüm bilgilerimizdeki son bağlarımızı da atıp kurtulduk, daha fazlasını biliyor değiliz. Tarif edilmemiş ve belirsiz bir şeyler önünde ilkel bir adam gibi duruyoruz. Önümüzde hiçbir şey yok ve her şey yalnızca kendi içimizde var: bizde gelecekteki insanoğlunun değil geçmişteki insanoğlunun realitesi ya da etkinliği var; dolayısıyla bu realite ya da etkinlik aslen içimizde var. Başarı bizim içimizdedir. Bizi yolumuza koyan aldatılamaz görevimiz içimizdedir. Yapılanın ne olması gerektiğinin imgesi içimizdedir. Süflilik ve sefaleti geride bırakma ihtiyacı içimizdedir. Adalet hiç şüphesiz ve amansız içimizdedir. Karşılıklı yanıt arayan ahlak ve herkesin çıkarını tanıyan akıl içimizdedir.
Burada yazıldığı gibi hissedenler, en büyük cesareti en büyük ihtiyaçtan doğanlar, her şeye rağmen yenilenmeye teşebbüs etmek isteyenler – şimdi onların toplanmasına izin verin; çağrılanlar onlardır; uluslara ne yapılması gerektiğini söylemeleri ve halkların işe nasıl başlayacaklarını göstermeleri için onlara izin verin.
Çev: Nesrin Aytekin
[1] İngiltere kralı 2. James yanlısı.

https://itaatsiz.org/?p=5532
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.07.13 06:08 NewsJungle Türkiye: Libya ateşkesi Haftar'ın geri çekilmesine bağlı

Türk dışişleri bakanı, Libya’nın BM tarafından tanınan hükümetinin ancak savaş ağzı Khalifa Haftar'ın güçlerini ülkenin orta ve batı bölgelerinden çekmesi durumunda ateşkes kabul edeceğini söyledi.

Financial Times (FT) gazetesine her gün İngilizlerle konuşan Mevlut Çavuşoğlu, Başbakan Fayez al-Sarraj liderliğindeki Ulusal Anlaşma Hükümeti'nin (GNA) Haftar'ın güçlerine karşı iki stratejik yerden çekilmedikçe saldırılarına devam etmeye kararlı olduğunu söyledi. , liman kenti Sirte ve bir hava üssü Jufra ev.

Çavuşoğlu, Rusya'nın geçen ay İstanbul'da gerçekleşen görüşmelerde “somut tarih ve saat” ile ateşkes teklifinde bulunduğuna dikkat çekti.

Ankara, GNA ile istişare ettiğinde Libyalı yetkililer Sirte ve Jufra ve Gen Haftar’ın güçlerinin 2015'te “çizgilere” dönmeleri için önkoşullarını belirttiler. ”Dedi.

Çavuşoğlu'nun Ankara'nın saldırıyı destekleyebileceğini ve GNA'nın ateşkes önkoşullarını “meşru ve makul” olduğunu söyleyen makale.

Geçen hafta El Watiya hava üssüne yapılan hava saldırısından bahseden Çavuşoğlu FT'ye “kimin sorumlu olduğunu belirlemek için bir soruşturma olduğunu, ancak kimin“ ödeyeceğini ”söyledi.

Türkiye'nin tabanındaki Türk destekli güçlerin Mayıs ayında Haftar'dan ele geçirdiği “eğitmenler ve teknik personel” vardı, ancak hiçbiri zarar görmedi.

Çavuşoğlu, “Bölgede veya savaşta herhangi bir tırmanış için değiliz, ancak [Haftar’ın destekçileri] angajmanı bir darbeciyle, Haftar” dedi.

14 Ocak'taki Haftar, ateşkes için Rus-Türk girişimine katılmayı reddetti ve başkent Trablus'u ele geçirme amaçlı saldırı ve başarısız girişimini sürdürdü.

Libya Dışişleri Bakanlığı her zaman ülke krizine barışçıl bir çözüm bulmaya çalıştıklarını doğruladı.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov geçen hafta "Libya hükümetinin ateşkes anlaşması imzalamak istemediğini ve askeri bir çözüm aradığını" iddia etti.

Libya Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "Rus dışişleri bakanına Rus-Türk girişiminin Moskova'daki GNA tarafından imzalandığını hatırlatırken, Haftar Rusya'yı utanç verici bir konuma sokarak [Moskova] 'yı imzalamayı ve ayrılmayı reddetti.

Nisan 2019'dan bu yana Haftar'ın gayri meşru güçleri, Libya'nın başkenti Trablus'a ve kuzeybatı Libya'nın diğer bölgelerine saldırılar düzenleyerek sivil kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere 1.000'den fazla ölüme neden oldu.

Bununla birlikte, Libya hükümeti geçtiğimiz günlerde Haftar’ın güçlerini Trablus'tan ve stratejik Tarhuna kentinden iterek önemli zaferler elde etti.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2020.07.09 19:36 SBDDSB 19.yüzyılın ilk kadın hakları savunucuları

1801–1874 Juliette Adam Fransa 1836 1936 [22] 1801–1874 Jane Addams Amerika Birleşik Devletleri 1860 1935 1. Dalga feminist süfrajet, Büyük sosyal aktivist, Women's International League for Peace and Freedom başkanı [33] 1801–1874 Gertrud Adelborg İsveç 1853 1942 Öğretmen ve süfrajet [42] 1801–1874 Sophie Adlersparre İsveç 1823 1895 İsveç'te kadın hakları hareketinin en önemli öncülerinden biri [43] 1801–1874 Alfhild Agrell İsveç 1849 1923 [44] 1801–1874 Soteria Aliberty Yunanistan 1847 1929 [22] 1801–1874 Jules Allix Fransa 1818 1897 Sosyalist, erkek feminist [30] 1801–1874 Elisabeth Altmann-Gottheiner Almanya 1874 1930 Kadınların seçme hakkı [45] 1801–1874 Qasim Amin Mısır 1863 1908 Müslüman feminist, Mısır toplumunda kadın haklarının ilk savunucusu [22][46] 1801–1874 Ellen Anckarsvärd İsveç 1833 1898 Married Woman's Property Rights Association kurucularından [47] 1801–1874 Adelaide Anderson Birleşik Krallık 1863 1936 [23][23] 1801–1874 Elizabeth Garrett Anderson Birleşik Krallık 1836 1917 Feminist, süfrajet, İngiltere'de ilk İngiliz bir kadın doktor ve cerrah, ilk kadın hastane kurucularından [23][48] 1801–1874 Louisa Garrett Anderson Birleşik Krallık 1873 1943 Süfrajet [48] 1801–1874 Maybanke Anderson Avustralya 1845 1927 Süfrajet [49] 1801–1874 Susan Anthony Amerika Birleşik Devletleri 1820 1906 Süfrajet, ABD'de kadınlara oy hakkı tanınması hareketinde kilit rol üstlendi [24] 1801–1874 Lovisa Årberg İsveç 1801 1881 İsveç'teki ilk kadın doktor [50] 1801–1874 Edith Archibald Kanada 1854 1936 Süfrajet [51] 1801–1874 Concepción Arenal İspanya 1820 1893 [12] 1801–1874 Princess Louise, Duchess of Argyll Birleşik Krallık 1848 1939 Süfrajet 1801–1874 Ottilie Assing Almanya 1819 1884 [52] 1801–1874 Bibi Khanoom Astarabadi İran 1859 1921 Yazar [53] 1801–1874 Louise Aston Almanya 1814 1871 [54] 1801–1874 Hubertine Auclert Fransa 1848 1914 Feminist aktivist, süfrajet 1801–1874 Olympe Audouard Fransa 1832 1890 [33] 1801–1874 Alice Constance Austin Amerika Birleşik Devletleri 1955 Sosyalist feminist, radikal feminist [55] 1801–1874 Rachel Foster Avery Amerika Birleşik Devletleri 1858 1919 Dalga feminist, süfrajet 1801–1874 John Goodwyn Barmby Birleşik Krallık 1820 1881 [48] 1801–1874 Marie Bashkirtseff Ukrayna 1858 1884 Dalga feminist, Fransız feminist [33] 1801–1874 José Batlle y Ordóñez Uruguay 1856 1929 [56] 1801–1874 Anna Bayerová Çek Cumhuriyeti 1853 1924 [57] 1801–1874 Jean Beadle Avustralya 1868 1942 Feminist, sosyal görevli, siyasi eylemci 1801–1874 August Bebel Almanya 1840 1913 Komünist, erkek [24] 1801–1874 Alaide Gualberta Beccari İtalya 1868 1930 Sosyalist feminist, radikal feminist 1801–1874 Lydia Becker Birleşik Krallık 1827 1890 Süfrajet 1801–1874 Catharine Beecher Amerika Birleşik Devletleri 1800 1878 [22] 1801–1874 Alva Belmont Amerika Birleşik Devletleri 1853 1933 Süfrajet lideri, konuşmacı, yazar [22] 1801–1874 Louie Bennett İrlanda 1870 1956 Süfrajet lideri [22] 1801–1874 Ethel Bentham Birleşik Krallık 1861 1931 Yenilikçi doktor, siyasetçi ve süfrajet 1801–1874 Victoire Léodile Béra Fransa 1824 1900 [58] 1801–1874 Signe Bergman İsveç 1869 1960 1801–1874 Annie Besant Birleşik Krallık 1847 1933 Sosyalist feminist 1801–1874 Alice Stone Blackwell Amerika Birleşik Devletleri 1857 1950 Feminist ve gazeteci, Woman's Journal editörü, büyük kadın hakları yayıncısı [22] 1801–1874 Antoinette Brown Blackwell Amerika Birleşik Devletleri 1825 1921 1969 yılında Lucy Stone ile birlikte American Woman Suffrage Association'ı kurdu 1801–1874 Elizabeth Blackwell Amerika Birleşik Devletleri 1821 1910 Dalga feminist [33] 1801–1874 Henry Browne Blackwell Amerika Birleşik Devletleri 1825 1909 İş adamı, kölelik karşıtı, gazeteci, süfrajet lideri ve savunucusu 1801–1874 Harriot Eaton Stanton Blatch Amerika Birleşik Devletleri 1856 1940 Süfrajet [22][48] 1801–1874 Amelia Bloomer Amerika Birleşik Devletleri 1818 1894 Süfrajet, birçok kadın sorunları hakkında The Lily gazetesinde yayıncılık ve editörlük yaptı [22] 1801–1874 Barbara Bodichon Birleşik Krallık 1827 1891 [22][48] 1801–1874 Laura Borden Kanada 1861 1940 Halifax Kadın Yerel Konseyi Başkanı 1801–1874 Lily Braun Almanya 1865 1916 [22] 1801–1874 Fredrika Bremer İsveç 1801 1865 Yazar, feminist aktivist ve İsveç'te öncü kadın haklarını savunucularından [22] 1801–1874 Ursula Mellor Bright Birleşik Krallık 1835 1915 Süfrajet 1801–1874 Emilia Broomé İsveç 1866 1925 1801–1874 Antoinette Brown Blackwell Amerika Birleşik Devletleri 1825 1921 [22] 1801–1874 Lady Constance Bulwer-Lytton Birleşik Krallık 1869 1923 Süfrajet 1801–1874 Katharine Bushnell Amerika Birleşik Devletleri 1856 1946 1801–1874 Josephine Butler Birleşik Krallık 1828 1906 [22] 1801–1874 Pancha Carrasco Kosta Rika 1826 1890 [22] 1801–1874 Frances Jennings Casement Amerika Birleşik Devletleri 1840 1928 Süfrajet 1801–1874 Carrie Chapman Catt Amerika Birleşik Devletleri 1859 1947 Süfrajet lider, National American Woman Suffrage Association, League of Women Voters ve International Alliance of Women'ın kurucusu ve başkanı [22][24] 1801–1874 Maria Cederschiöld Sweden 1856 1935 Süfrajet 1801–1874 William Henry Channing Amerika Birleşik Devletleri 1810 1884 Bakan, yazar 1801–1874 Mary Agnes Chase Amerika Birleşik Devletleri 1869 1963 Sosyalist feminist, süfrajet 1801–1874 Ada Nield Chew Birleşik Krallık 1870 1945 Süfrajet 1801–1874 Tennessee Celeste Claflin Amerika Birleşik Devletleri 1844 1923 Süfrajet 1801–1874 Alice Clark Birleşik Krallık 1874 1934 1801–1874 Helen Bright Clark Birleşik Krallık 1840 1972 Süfrajet 1801–1874 Florence Claxton Birleşik Krallık 1840 1879 1801–1874 Voltairine de Cleyre Amerika Birleşik Devletleri 1866 1912 Bireysel feminizm, anarko-feminist [33] 1801–1874 Francis Power Cobbe İrlanda 1822 1904 1801–1874 Mary Ann Colclough Yeni Zelanda 1836 1885 Feminist, sosyal reformcu 1801–1874 Anna "Annie" Julia Cooper Amerika Birleşik Devletleri 1858 1964 Süfrajet 1801–1874 Marguerite Coppin Belçika 1867 1931 Belçikalı kadın şair, kadın hakları savunucusu 1801–1874 Ida Crouch-Hazlett Amerika Birleşik Devletleri 1870 1941 Sosyalist feminist, süfrajet 1801–1874 Emily Wilding Davison Birleşik Krallık 1872 1913 Süfrajet 1801–1874 Draga Dejanović Sırbistan 1840 1871 [59] 1801–1874 Josefina Deland Sweden 1814 1890 Yazar, öğretmen, Emekli Kadın Öğretmenler Derneği'nin kurucusu 1801–1874 Maria Deraismes Fransa 1828 1894 [58] 1801–1874 Charlotte Despard née French Birleşik Krallık 1844 1939 Süfrajet 1801–1874 Jenny d'Hericourt France 1809 1875 [22] 1801–1874 Louisa Margaret Dunkley Australia 1866 1927 İşçi organizatörü 1801–1874 Marguerite Durand Fransa 1864 1936 Süfrajet 1801–1874 Friedrich Engels Almanya 1820 1895 Komünist, erkek [24] 1801–1874 Emily Faithfull Birleşik Krallık 1835 1895 1801–1874 Millicent Garrett Fawcett Birleşik Krallık 1847 1929 National Union of Women's Suffrage Societies'ın uzun süreli başkanı 1801–1874 Astrid Stampe Feddersen Danimarka 1852 1930 Kadın haklarıyla ilgili ilk İskandinav toplantıya başkanlık yaptı 1801–1874 Anna Filosofova Rusya 1837 1912 İlk Rus kadın hakları aktivisti 1801–1874 Louise Flodin İsveç 1828 1923 1801–1874 Mary Sargant Florence Birleşik Krallık 1857 1954 Süfrajet 1801–1874 Isabella Ford Birleşik Krallık 1855 1924 Sosyalist feminist, süfrajet 1801–1874 Margaret Fuller Amerika Birleşik Devletleri 1810 1850 Transandantal, eleştirmen, kadınların eğitimi hakkında savunucu, Woman in the Nineteenth Century adlı eserin yazarı [24] 1801–1874 Matilda Joslyn Gage Amerika Birleşik Devletleri 1826 1898 Süfrajet,editör, yazar, organizatör [12] 1801–1874 Eliza Gamble Amerika Birleşik Devletleri 1841 1820 Kadın Hareketi fikrini ortaya atan kişi ve savunucusu [60] 1801–1874 Edith Margaret Garrud Birleşik Krallık 1872 1971 1801–1874 Désirée Gay Fransa 1810 1891 Sosyalist feminist [61] 1801–1874 Charlotte Perkins Gilman Amerika Birleşik Devletleri 1860 1935 Ekofeminist [24] 1801–1874 Wil van Gogh Hollanda 1862 1941 1801–1874 Emma Goldman Birleşik Krallık 1869 1940 Bireyci feminizm, Rus-Amerikan doğum kontrolü ve diğer kadın hakları aktivisti [22][24][33] 1801–1874 Vida Goldstein Avustralya 1869 1949 İlk Avustralyalı feminist siyasetçi, İngiliz İmparatorluğununda milli meclise seçilen ilk kadın [22] 1801–1874 Grace Greenwood Amerika Birleşik Devletleri 1823 1904 New York Times'ta çalışan maaşlı ilk kadın muhabir, sosyal reform ve kadın hakları savunucusu 1801–1874 Angelina Emily Grimké Amerika Birleşik Devletleri 1805 1879 Dalga feminist, süfrajet 1801–1874 Bella Guerin Avustralya 1858 1923 Sosyalist feminist, Avustralya Üniversitesi'nden mezun olan ilk kadın 1801–1874 Marianne Hainisch Avusturya 1839 1936 Kadınların çalışma ve eğitim hakları savunucusu 1801–1874 Marion Coates Hansen Birleşik Krallık 1870 1947 Süfrajet 1801–1874 Jane Ellen Harrison Birleşik Krallık 1850 1928 1801–1874 Anna Haslam İrlanda 1829 1922 İrlanda'da kadın hareketinin önemli isimlerinden, Dublin Women's Suffrage Association'ın kurucusu 1801–1874 Anna Hierta-Retzius İsveç 1841 1924 Kadın hakları savunucusu ve hayırsever 1801–1874 Thomas Wentworth Higginson Amerika Birleşik Devletleri 1828 1911 Kölelik karşıtı, bakan, yazar 1801–1874 Laurence Housman Birleşik Krallık 1865 1959 Sosyalist feminist 1801–1874 Julia Ward Howe Amerika Birleşik Devletleri 1819 1910 Süfrajet, yazar, organizatör 1801–1874 Louisa Hubbard Birleşik Krallık 1836 1906 1801–1874 Aletta Jacobs Hollanda 1854 1929 [12] 1801–1874 Kehajia Kalliopi Yunanistan 1839 1905 [22] 1801–1874 Kang Youwei Çin 1858 1927 [22] 1801–1874 Abby Kelley Amerika Birleşik Devletleri 1811 1887 Süfrajet ve aktivist 1801–1874 Grace Kimmins Birleşik Krallık 1871 1954 [kaynak belirtilmeli] 1801–1874 Anna Kingsford Birleşik Krallık 1846 1888 Ekofeminist 1801–1874 Toshiko Kishida Japonya 1863 1901 [22] 1801–1874 Alexandra Kollontai SSCB 1872 1952 Sosyalist feminist [12] 1801–1874 Lotten von Kræmer İsveç 1828 1912 Barones, yazar, şair, hayırsever, Samfundet De Nio kurucusu 1801–1874 Marie Lacoste-Gérin-Lajoie Kanada 1867 1945 Süfrajet 1801–1874 Louisa Lawson Australia 1848 1920 Süfrajet, cumhuriyet yanlısı federalist, yazar ve yayıncı [12] 1801–1874 Mary Lee Avustralya, İrlanda 1821 1909 Süfrajet 1801–1874 Anna Leonowens Birleşik Krallık, Hindistan 1831 1915 Seyahat yazarı, eğitimci, sosyal aktivist 1801–1874 Fredrika Limnell İsveç 1816 1897 1801–1874 Mary Livermore Amerika Birleşik Devletleri 1820 1905 Kadın hakları gazetecisi, süfrajet 1801–1874 Belva Lockwood Amerika Birleşik Devletleri 1830 1917 [22] 1801–1874 Margaret Bright Lucas Birleşik Krallık 1818 1890 Süfrajet 1801–1874 Rosa Luxemburg Almanya 1871 1919 Sosyalist feminist 1801–1874 Christian Maclagan Birleşik Krallık 1811 1901 1801–1874 Kitty Marion Birleşik Krallık 1871 1944 Sosyalist feminist, süfrajet 1801–1874 Harriet Martineau Birleşik Krallık 1802 1876 1801–1874 Eleanor Marx Birleşik Krallık 1855 1898 Sosyalist feminist 1801–1874 Rosa Mayreder Avusturya 1858 1938 [12] 1801–1874 Nellie McClung Kanada 1873 1951 Feminist ve süfrajet, The Famous Five'ın parçası 1801–1874 Helen Priscilla McLaren Birleşik Krallık 1851 1934 1801–1874 Louise Michel Fransa 1830 1905 Anarko-feminist [30] 1801–1874 Harriet Taylor Mill Birleşik Krallık 1807 1858 İlk öncü feminist [33] 1801–1874 John Stuart Mill Birleşik Krallık 1806 1873 İlk öncü [24][33] 1801–1874 Hannah Mitchell Birleşik Krallık 1872 1956 Sosyalist feminist, süfrajet 1801–1874 Katti Anker Møller Norveç 1868 1945 Dalga feminist [33] 1801–1874 Agda Montelius İsveç 1850 1920 Feminist, süfrajet, Fredrika-Bremer-förbundet patronu 1801–1874 Anna Maria Mozzoni İtalya 1837 1920 Dalga feminist, süfrajet 1801–1874 Flora Murray Birleşik Krallık 1869 1923 Süfrajet 1801–1874 Clarina I. H. Nichols Amerika Birleşik Devletleri 1810 1885 Dalga feminist, süfrajet 1801–1874 Draga Obrenović Sırbistan 1864 1903 Kraliçe eş 1801–1874 Louise Otto-Peters Almanya 1819 1895 [62][63] 1801–1874 Emmeline Pankhurst Birleşik Krallık 1858 1928 Süfrajet kurucu ve İngiliz süfrajetin lideri [24] 1801–1874 Maud Wood Park Amerika Birleşik Devletleri 1871 1955 College Equal Suffrage League kurucusu, League of Women Voters ilk başkamo 1801–1874 Madeleine Pelletier Fransa 1874 1939 Fransız feminist, 1. Dalga feminist, sosyalist feminist [33] 1801–1874 Wendell Phillips Amerika Birleşik Devletleri 1811 1884 Kölelik karşıtı, konuşmacı, avukat 1801–1874 Jyotiba Phule Hindistan 1827 1890 [12] 1801–1874 Eugénie Potonié-Pierre Fransa 1844 1898 [30] 1801–1874 Eleanor Rathbone Birleşik Krallık 1872 1946 [12] 1801–1874 Caroline Rémy de Guebhard Fransa 1855 1929 1801–1874 Dorothy Richardson Birleşik Krallık 1873 1957 1801–1874 Edith Rigby Birleşik Krallık 1872 1948 Süfrajet 1801–1874 Sibylle Riqueti de Mirabeau Fransa 1849 1932 1801–1874 Bessie Rischbieth Avustralya 1874 1967 1801–1874 Güney Afrika Kanada 1856 1933 Kadınların oy hakkını savunan, Halifax Kadın Yerel Konseyi yönetim kurulu üyesi 1801–1874 Harriet Hanson Robinson Amerika Birleşik Devletleri 1825 1911 [24] 1801–1874 Pauline Roland Fransa 1805 1852 [33] 1801–1874 Rosalie Roos İsveç 1823 1898 Yazar, İsveç'te düzenlenen kadın hakları hareketinin öncülerinden 1801–1874 Ernestine Rose Amerika Birleşik Devletleri, Rusya-Polonya 1810 1892 Süfrajet 1801–1874 Hilda Sachs İsveç 1857 1935 Gazeteci, yazar ve feminist 1801–1874 Anna Sandström İsveç 1854 1931 Eğitim reformcusu 1801–1874 Auguste Schmidt Almanya 1833 1902 [64] 1801–1874 Olive Schreiner Güney Afrika 1855 1920 1801–1874 Rose Scott Avustralya 1847 1925 Süfrajet 1801–1874 Anna Howard Shaw Amerika Birleşik Devletleri 1847 1919 1904 ve 1915 yılları arasında National Women's Suffrage Association başkanı
1801–1874 Kate Sheppard Yeni Zelanda 1847 1934 1893 yılında kadınlar için oy hakkı kazanılmasına katkı sağladı (Kadınlara seçme hakkının verildiği ilk ülke ve ulusal seçim) [12] 1801–1874 Tarabai Shinde Hindistan 1850 1910 1801–1874 Emily Anne Eliza Shirreff Birleşik Krallık 1814 1897 İlk öncü feminist [33] 1801–1874 Eleanor Mildred Sidgwick Birleşik Krallık 1845 1936 1801–1874 Dame Ethel Mary Smyth Birleşik Krallık 1858 1944 Süfrajet 1801–1874 Anna Garlin Spencer Amerika Birleşik Devletleri 1851 1931 [24] 1801–1874 Elizabeth Cady Stanton Amerika Birleşik Devletleri 1815 1902 Sosyal aktivist, kölelik karşıtı, süfrajet, 1848 Women's Rights Convention organizagörü, National Woman Suffrage Association and the International Council of Women kurucularından [24] 1801–1874 Anna Sterky İsveç, Danimarka 1856 1939 [65] 1801–1874 Helene Stöcker Almanya 1869 1943 [63] 1801–1874 Milica Stojadinović-Srpkinja Sırbistan 1828 1878 Feminist, savaş muhabiri, yazar, şair [66] 1801–1874 Lucy Stone Amerika Birleşik Devletleri 1818 1893 Konuşmacı, National Women's Rights Convention ilk organizatörü, Woman's Journal kurucusu, ve evlendikten sonra soyadını koruyan ilk kadın Amerikalı [24] 1801–1874 Emily Howard Stowe Kanada 1831 1903 Hekim, kadınların tıbbi konulara dahil edilmesinin savunucusu, Canadian Women's Suffrage Association kurucusu
1801–1874 Helena Swanwick Birleşik Krallık 1864 1939 Süfrajet 1801–1874 Frances Swiney Birleşik Krallık 1847 1922 Süfrajet 1801–1874 Táhirih İran 1814/17 1852 Bâbî şair, ilahiyatçı ve İran'daki 19. yüzyıl kadın hakları savunucusu [12] 1801–1874 Caroline Testman Danimarka 1839 1919 Dansk Kvindesamfund kurucularından 1801–1874 Martha Carey Thomas Amerika Birleşik Devletleri 1857 1935 [22] 1801–1874 Sybil Thomas, Viscountess Rhondda Birleşik Krallık 1857 1941 Süfrajet 1801–1874 Flora Tristan Fransa 1803 1844 Sosyalist feminist [12] 1801–1874 Harriet Tubman Amerika Birleşik Devletleri 1820 1913 Dalga feminist [33] 1801–1874 Thorstein Veblen Amerika Birleşik Devletleri 1857 1929 Ekonomist, sosyolog, erkek [24] 1801–1874 Alice Vickery Birleşik Krallık 1844 1929 Hekim, doğum kontrolü destekçisi [67] 1801–1874 Beatrice Webb Birleşik Krallık 1858 1943 Sosyalist feminist 1801–1874 Ida B. Wells Amerika Birleşik Devletleri 1862 1931 Sivil haklar ve anti-linç aktivisti, süfrajet 1801–1874 Anna Whitlock İsveç 1852 1930 Feminist, süfrajet, gazeteci 1801–1874 Karolina Widerström İsveç 1856 1949 1801–1874 Frances Willard Amerika Birleşik Devletleri 1839 1898 Süfrajet ve organizatör 1801–1874 Frances Willard Amerika Birleşik Devletleri 1839 1898 Sosyalist feminist, süfrajet 1801–1874 Charlotte Wilson Birleşik Krallık 1854 1944 Radikal feminist 1801–1874 Victoria Woodhull Amerika Birleşik Devletleri 1838 1927 1. Dalga feminist, süfrajet, organizatör, yenilikçi, ABD başkanlık seçimlerindeki ilk kadın [24][33] 1801–1874 Clara Zetkin Germany 1857 1933 Sosyalist feminist [24] 1801–1874 Frederick Douglass Amerika Birleşik Devletleri data-sort-value="1818"yakl. 1818 1895 Erkek süfrajet [24] 1801–1874 Caroline Kauffmann Fransa c. 1840s 1924 [22] 1801-1874 Natalie Zahle Danimarka 1827
submitted by SBDDSB to FeminismTurkey [link] [comments]


2020.06.04 05:53 NewsJungle Haftar Libya'daki çatışmayı kazanamayacak

Dışişleri bakanı Çarşamba günü yaptığı açıklamada, savaş ağası Khalifa Haftar'ın milislerinin Libya'da devam eden çatışmayı kazanamayacağını söyledi.

Mevlut Çavuşoğlu televizyonda yayınlanan bir röportajda, "Trablus'tan Tunus'a sahil şeridini geri almak, uluslararası havalimanlarını yeniden ele geçirmek ve hava ve kara operasyonlarından sağlanan ilerleme esasen Haftar'ın bu savaşı kazanamayacağını gösteriyor," dedi.

Haftar’ın milisleri yakın zamanda saldırılarını hızlandırdı, ancak Başbakan Fayez al-Sarraj yönetimindeki Libya hükümeti onları karşı saldırı ile püskürtmeye başladı ve kilit pozisyonları ele geçirdi.

"Haftar tarafı Libya'da siyasi bir çözüm istemiyor, ne de Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Rus destekli Wagner [Grup] paralı askerleri gibi Haftar'ı destekleyen ülkeler değil."

2011'de geç hükümdar Muammer Kaddafi'nin görevini takiben, Libya’nın hükümeti 2015 yılında BM liderliğindeki bir siyasi anlaşma çerçevesinde kuruldu.

Libya hükümeti Haftar'ın kuvvetleri tarafından Nisan 2019'dan beri saldırı altında ve şiddet olayında 1000'den fazla kişi öldürüldü.

ABD'deki son gelişmeler üzerine Çavuşoğlu, geçen hafta beyaz bir polis memuru tarafından tutuklandıktan sonra ölen silahsız bir siyah adam olan George Floyd'un öldürülmesine karşı protesto gösterileri konusunda açık görüş çağrısında bulundu.

Çavuşoğlu, "Polisin herhangi bir kişiyi ırk veya dine bakılmaksızın bu şekilde öldürmesi kabul edilemez," dedi.

"Adalet, bu cinayeti işleyen polisle ilgili herkesin vicdanını rahatlatacak şekilde yapılmalıdır" dedi.

Ancak vandalizme dönüşen protestoların hem uygunsuz hem de tehlikeli olacağını da vurguladı.

"Kim olursa olsun, sadece ABD'de değil, diğer ülkelerde de böyle bir vandalizmi desteklemiyoruz."

ABD Başkanı Donald Trump, aşırı sol anti-faşist grup Antifa'yı terör örgütü ilan edeceğini söyleyen Çavuşoğlu, Antifa ile terörist YPG / PKK arasındaki bağlantılar hakkında son basın haberlerine atıfta bulunarak ABD'yi Antifa'ya karşı benzer bir duruş sergilemeye çağırdı Türk askerlerine YPG / PKK ile birlikte saldırıyor.

Türkiye'ye karşı 30 yıldan fazla süren terör kampanyasında, Türkiye, ABD ve Avrupa Birliği tarafından terör örgütü olarak listelenen PKK, kadınlar, çocuklar ve bebekler dahil olmak üzere 40.000 kişinin ölümlerinden sorumludur. YPG, PKK’nın Suriye ayağı.

- 'D. Akdnz.'de uluslararası hukuka uygun Türk faaliyetleri'

Ankara'nın geçen yıldan bu yana Doğu Akdeniz'de faaliyet gösteren tatbikatlarında Çavuşoğlu, bölgedeki Türk faaliyetlerinin uluslararası hukuka uygun olduğunu söyledi.

Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki amacının herkesle işbirliği yapmak olduğunu belirterek, Kıbrıslı Rumların “önce Kıbrıs'ta zenginliğin adil paylaşımı konusunda Kıbrıs Türk tarafına katılmaları gerektiğini” de sözlerine ekledi.

Üst düzey diplomat, Türkiye'nin katılımı olmayan Doğu Akdeniz ile ilgili herhangi bir anlaşmanın “geçersiz ve hükümsüz” olacağını da vurguladı.

“Türkiye ile herhangi bir işbirliği olmaması, sonuçta sonuç vermeyecektir. Bunu attığımız adımlarla kanıtladık. Hata uydurulamaz. Doğu Akdeniz'de işbirliği yapmak istiyorsan bize geleceksin ”diye açıkladı.

- Ayasofya Kur'an okuması

Çavuşoğlu, geçen hafta İstanbul'da Ayasofya'da özel bir Kuran okuması dışında Yunanistan'a seslendi.

Osmanlı'nın İstanbul'un fethinin yıldönümü münasebetiyle, Osmanlı döneminde cami olarak hizmet veren Ayasofya müzesinde Kuran'dan bir shre (bölüm) okunmuştur.

Çavuşoğlu, Türkiye “Kuran'dan okuma veya dua çağrısı için kimseden izin istemeyecek” dedi.

Yunanistan’ın Kuran okumasına itirazlarını bozan dışişleri bakanı, Atina’nın yerel Müslümanların ihtiyacına rağmen camiden yoksun tek Avrupa başkenti olduğunu da kaydetti.

Ayasofya, “Türkiye Cumhuriyeti'nin malı” dedi Çavuşoğlu.

Yeni koronavirüs (COVID-19) pandemisi de dünya çapında birçok kişinin hayatını tehdit etmeye devam ederken Çavuşoğlu, Türkiye'nin geri dönmek isteyen vatandaşlarını geri getirmeye devam ettiğini söyledi.

"126 ülkeden 75.000'den fazla vatandaşımızı Türkiye'ye tahliye ettik. Bu Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki en büyük tahliye operasyonu."
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2020.04.20 13:26 TheoricEngineer TİNDER,Hani Türk kızları siz bizi hak etmiyorsunuz, Biz egolu değiliz, tipe ve paraya önem vermeyiz diye alayı yalan aq.

TİNDE Ara ara kullanırım, Türkiye’de 4 yılda alamadığım like oranını konumu yurt dışı yapınca, 3 saat içinde aldım. Amerika, Filipinler, Kore, Macaristan, Rusya ve daha niceleri amk.
Bizim kızların ne kadar egoist, maddiyat düşkünü ve içinin boş olduğunu biliyordum, Tinder bardağı taşıran son damla oldu. Karı evlenecek adam arıyor. Biosuna dua yazmış aq.
Her şeyi geçin, bu ülkede kadınlar cenneti yaşıyor. Hiç bir ülkede bu kadar içi boş dişilere kıymet verilmez.
Evlenmek zaten erkeğe vurulan pranga amk. Her şeyi erkek halledecek. Neyse..
Bırak eşleşmeyi geçtim. Çok mütevazi sohbetler ettik. Türkiye’de, eşleşsen bile hanfendiler sırf ilgi kaşarlığı için cevap bile vermiyor.
45 yaşında teyzeler bile 185 boy Burak Özçivit bekliyor. Birisi biosuna yazmış, 65 yaşında bir beyefendi arıyorum diye. :) Ama şartı var evi barkı olacak. Buna, bizim iş yerindeki Rus kadınlar bile anlam veremedi amk.
Gelinlik fotoğrafları ile üye olandan tutunda, İnstagram adresini verip reklam yapanlar gırla amk. Adrese giriyorum kaşarın daha geçen hafta yaptığı sevgilisi ile fotoğrafları var. Bu nasıl bir ilgi kaşarlığı? Buradan 2 kişi ile buluştum. 155 boyu ile, 183 bana kısa diyen mi dersin. Altımdaki 2017 passatı beğenmeyen mi dersin. Bu kızlar pijama ile gelip, cebinde kuruş olmayanlar amk. ( Araba pederin )
Sahile gidicez, kaşar bikini almayı unutuyor. ( Nasıl olsa enayi alır )Yemek yiyorsun hesap gelmeden tuvalete kaçıyor. Yabancılara göre ekstra olarak, aşırı beleşçikik var bizim kızlarda aq. 18 yaş altı olan kızlara zaten diyecek söz yok. Bu arada tipsiz değilim. Ağzımda iyi laf yapar. Bizim kızların sorunu ne beyler? Yurt dışından gelen yabancı arkadaşlar bile anlam veremiyor mk.
Bu durum beni çok üzüyor. Hani her şey kalitesiz bu mk ülkesinde bari insan ilişkileri düzgün olsaydı aq. Yazım hataları varsa affedin.
submitted by TheoricEngineer to kopyamakarna [link] [comments]


2020.04.20 10:14 LegacyOfDepression TİNDER,Hani Türk kızları siz bizi hak etmiyorsunuz, Biz egolu değiliz, tipe ve paraya önem vermeyiz diye alayı yalan aq.

TİNDE Ara ara kullanırım, Türkiye’de 4 yılda alamadığım like oranını konumu yurt dışı yapınca, 3 saat içinde aldım. Amerika, Filipinler, Kore, Macaristan, Rusya ve daha niceleri amk.
Bizim kızların ne kadar egoist, maddiyat düşkünü ve içinin boş olduğunu biliyordum, Tinder bardağı taşıran son damla oldu. Karı evlenecek adam arıyor. Biosuna dua yazmış aq.
Her şeyi geçin, bu ülkede kadınlar cenneti yaşıyor. Hiç bir ülkede bu kadar içi boş dişilere kıymet verilmez.
Evlenmek zaten erkeğe vurulan pranga amk. Her şeyi erkek halledecek. Neyse..
Bırak eşleşmeyi geçtim. Çok mütevazi sohbetler ettik. Türkiye’de, eşleşsen bile hanfendiler sırf ilgi kaşarlığı için cevap bile vermiyor.
45 yaşında teyzeler bile 185 boy Burak Özçivit bekliyor. Birisi biosuna yazmış, 65 yaşında bir beyefendi arıyorum diye. :) Ama şartı var evi barkı olacak. Buna, bizim iş yerindeki Rus kadınlar bile anlam veremedi amk.
Gelinlik fotoğrafları ile üye olandan tutunda, İnstagram adresini verip reklam yapanlar gırla amk. Adrese giriyorum kaşarın daha geçen hafta yaptığı sevgilisi ile fotoğrafları var. Bu nasıl bir ilgi kaşarlığı? Buradan 2 kişi ile buluştum. 155 boyu ile, 183 bana kısa diyen mi dersin. Altımdaki 2017 passatı beğenmeyen mi dersin. Bu kızlar pijama ile gelip, cebinde kuruş olmayanlar amk. ( Araba pederin )
Sahile gidicez, kaşar bikini almayı unutuyor. ( Nasıl olsa enayi alır )Yemek yiyorsun hesap gelmeden tuvalete kaçıyor. Yabancılara göre ekstra olarak, aşırı beleşçikik var bizim kızlarda aq. 18 yaş altı olan kızlara zaten diyecek söz yok. Bu arada tipsiz değilim. Ağzımda iyi laf yapar. Bizim kızların sorunu ne beyler? Yurt dışından gelen yabancı arkadaşlar bile anlam veremiyor mk.
Bu durum beni çok üzüyor. Hani her şey kalitesiz bu mk ülkesinde bari insan ilişkileri düzgün olsaydı aq. Yazım hataları varsa affedin.
submitted by LegacyOfDepression to KGBTR [link] [comments]


2020.04.07 22:03 karanotlar Türkiye Sol Hareketinin Soykırımlara Bakışı

Soykırım ya da jenosit kavramı 1944’te Polonya Yahudi’si bir hukukçu olan Raphael Lemkin tarafından Yunanca “ırk”, “soy” anlamına gelen “génos” ile Fransızcaya Latince “katletmek” anlamına gelen "cidium" kökünden geçmiş "cide" sözcüklerinin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur. Lemkin “Jenosit konusuna nasıl geldiniz?” sorusuna cevaben “Jenosit ile ilgilenmeye başladım, çünkü birçok kez gerçekleşti. Önce Ermenilerin başına geldi, ardından da Hitler harekete geçti” diye cevap verir. 1944’te Carnegie Uluslararası Barış Vakfı Lemkin’in en önemli çalışması olan, “İşgal Altındaki Avrupa’da Mihver Devletleri’nin Yönetimi” adlı eserinde 2. Paylaşım Savaşı sırasında Nazi Almanya’sı tarafından işgal edilmiş ülkelerdeki Alman yönetiminin soykırım terimi eşliğinde geniş bir hukuki analizini içeriyordu.
Lemkin’in “uluslararası yasaların ihlali olarak soykırım” fikri uluslararası kamuoyu tarafından yaygınlıkla kabul edildi ve Nürnberg Mahkemeleri’nin hukuki temelini oluşturdu. 1943’te Lemkin soykırımı şu şekilde tanımlıyordu:
“Genel anlamda konuşursak, soykırımı, milletin tüm üyelerinin kitlesel kırımlarla yok edildiği durumlar hariç, bir milletin anında yok edilmesi anlamına gelmek zorunda değil. Ulusal bir grubun yok olması niyetiyle grubun elzem yaşam kaynaklarının yok edilmesi amacını taşıyan çeşitli hareketlerden oluşan örgütlü bir planı ifade eder. Bu tür bir planın hedefi ulusal gruplara ait siyasi ve toplumsal kurumların, kültürün, dilin, milli hislerin, dinin ve iktisadi varlığın tahrip edilmesi ve bu gruplara dâhil kişilerin bireysel güvenlik, özgürlük, sağlık, onur ve hatta yaşamlarının yok edilmesidir.”
Soykırım tanımının 2. Paylaşım Savaşı sonrası ortaya çıktığını ve UCM (Uluslararası Ceza Mahkemesi), BM Güvenlik Konseyi gibi kuruluşlarca kabul gördüğünü, çeşitli sözleşmeler ve mahkemeler, mekanizmalar oluşturulduğunu görüyoruz. Bu konuda öyle ya da böyle bir hukuk oluştuğu da anlaşılıyor. Ancak tüm bu sözleşmelerde sık sık geçen uluslar arası toplumun ya da devletlerin çıkarları vurgusundaki toplum ve devlet işin püf noktasını oluşturuyor. Toplum ya da uluslararası toplum sözcükleri ilk bakışta geniş kitleleri ifade ediyor gibi gözükmesine rağmen -ki bu dahi muğlâk bir ifadedir- anlamı hiç de böyle değildir. “Uluslararası toplum”, ilk kez İkinci Dünya Savaşı sonrasında Herbert Butterfield, Martin Wight ve Hedley Bull’un kurucuları olarak kabul edildiği, ‘İngiliz Okulu’nun ortaya attığı bir kavramdır. Özetle uluslararası toplum, ortak kültür, çıkarlar, normlar, kurumlar ve hukuk vasıtasıyla devletlerarası işbirliğini ifade eder. Dolayısıyla bu kavramda geçen toplumun içinde emekçi kitleler, ezilen uluslar, kadınlar yoktur. Uluslararası toplum tam tersine bu kesimleri sömüren, baskı altına alan, yok sayan ulusal ve uluslararası tekelleri ifade eder.
Dünyadaki ekonomik ve siyasi ilişkilerin bize gösterdiği şudur ki, uluslararası tekellerin çıkarları dünya hukukun temelidir. Ve bu temel aynı zamanda Birleşmiş Milletler gibi bir örgütün de kuruluş gerekçesidir. Uluslararası tekellerin çıkarını zedeleyebilecek bir yargılama olamayacak ise bütün bu yazılan çizilen şaşalı, akademik, hukuki sözler hiçbir anlam ifade etmeyecektir. Üstelik tüm bu tanımlar, sözleşmeler, mahkemeler geçmişle değil, gelecekle ilgilidir. Bizim konumuz ise geçmişle; yüzyıl öncesi ile ilgilidir.
Resmi tarih
Peki, yüz yıl önce yaşanmış olayların, katliamların, soykırımların tartışılması bugün bize ne kazandıracaktır?
Geçmişte yaşanmış haksızlıklar ve adaletsizlikler eğer ortadan kaldırılmamış, cezalandırılmamış ise bugün yaşanan haksızlık ve adaletsizliklerin de sebebidir. Bu nedenle geçmişte yaşanmış katliamların, soykırımların tartışılması önemlidir.
1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti dünyada pek eşi benzeri olmayan bir kuruluş sürecine ve sonrasında yeniden yazılmış bir resmi tarihe sahiptir. Resmi tarih anlatımı yalanlar üzerine kurgulanmış bir tarih anlatımıdır. 1928 yılında alfabenin değiştirilmesi ile birlikte ileriki yıllarda eski belgelerin okunabilmesi doğal olarak sadece uzmanlığı olan kişilerle sınırlıdır. Böylelikle yalanların deşifre edilebilmesi de zorlaşmıştır.
  1. yüzyılın başında, ezilen ulusların kanlarını döküp, canlarını ve mallarını alarak kurulan, sınırları da kendisi de meşru olmayan Türkiye Cumhuriyeti’nin, toplumun tüm kesimlerine on yıllardır anlattığı resmî tarih baştan aşağıya yalandır.
Resmi tarihin yalanlarıyla adeta yok sayılan Ermeniler, Süryaniler, Rumlar ve onlara yönelik soykırım büyük bir ‘ustalıkla’ yüzyıl boyunca gizlenmiştir. Aynı durum Kürtler için de geçerlidir. On yıl öncesine kadar Kürtlerin varlığını inkâr eden Türkiye Cumhuriyeti devleti Kürtlerin on yıllardır yürüttükleri mücadele ve ödedikleri bedeller sayesinde bu topraklarda yaşadıklarını, kimliklerini kabul etmek zorunda kalmıştır. Ancak bu durumun tek sorumlusu Türkiye Cumhuriyeti resmi tarihi değildir.
Hıristiyan uluslara yönelik soykırım
Türkiye Cumhuriyeti devleti ve onun resmi ideolojisinin başından itibaren reddettiği 20. yüzyılın ilk soykırımı olan Hıristiyan inancından uluslara yönelik (Ermeni-Süryani-Rum) soykırım, tarihçiler ve konuyla ilgili bilim çevrelerince değerlendirilirken bazı önemli eksikliklere, hatalara düşülmektedir. En önemlisi de cumhuriyet tarihi boyunca kendini sol, sosyalist olarak tanımlayan çeşitli muhalif örgütlenmelerin konuya duyarsızlığı ya da resmi tarih tezlerinin savunuculuğunu yapmalarıdır.
  1. yüzyılın başında yeryüzünün en büyük cinayetlerine tanık olduk. Aslında 1894’te Abdülhamit’in Ermenilere yönelik katliamlarıyla başlayan süreç, 1915’te kısa bir süre içinde tehcirler ve Teşkilat-ı Mahsusa’nın katliamları sonucu 1,5 milyon Ermeni’nin ölümüyle sonuçlandı. Ancak katliamlar sadece Ermenilerle sınırlı değildi. Aynı anda Asurî-Süryani 250 binin üzerinde insan da canını kaybetmiş, Pontos’ta ise 150 bin Rum öldürülmüştü. Rumlara yönelik tehcirler ise daha 1911 yılında başlamıştı. Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışıyla birlikte Pontos’ta cinayetler bir ulusu toptan imhayı içermiş ve toplam 353 bin Pontoslu Rum soykırımına uğratılmıştı. Yunan ordusunun geriletildiği süreçte ise 800 bin Küçük Asyalı Rum kaybolmuştu.
1923 yılında Lozan’da imzalanan Mübadele Anlaşması ile de 1 milyon 250 bin Hıristiyan Rum, binlerce yıldır yaşadıkları topraklardan sürgün edilmişti. Mağdurlar cephesinden baktığımızda bu süreçler birbirinden ayrı olarak ele alınır. Ermeni Soykırımı, Asuri-Süryani Soykırımı, Pontos Rum Soykırımı, Küçük Asya Rum Soykırımı gibi. Bu anlaşılır bir durumdur; herkes yaşadığı zulmü, haksızlığı dile getirmekte, adalet aramaktadır.
Oysa bu değişik uluslara yönelik 1894’te başlayıp 1923 yılında sonuçlanacak olan yok etme girişimi bir merkezi politikanın sonucudur. Üstelik Hıristiyan inancından ulusları hedefleyen bu yok etme, cumhuriyetin kurulması ile birlikte Türk olmayan diğer Müslüman inancından ulusları, diğer mezhepleri de kapsayarak günümüze kadar devam edecektir.
İnkâr
Türkiye Cumhuriyeti devleti yüzyıldır soykırımı inkâr ediyor. Ancak inkâr, sadece "Soykırım olmamıştır" diye direkt ret etmek değildir. Kimi zaman "Düşmanla işbirliği içindeydiler, dış güçlerin maşasıydılar" denilerek işlenen cinayetler meşrulaştırılmaya çalışılmış kimi zaman da "bir grup eşkıyanın" işledikleri suçlardan dolayı cezalandırıldığı savunularak soykırım inkâr edilmiştir.
Bazı araştırmacı ve akademisyen çevrelerin tarihsel süreçleri ele alırken gözden kaçırdıkları ya da bilinçli olarak yaptığı bir şey vardır ki o da İTC (İttihat ve Terakki Cemiyeti) süreci ile Kemalistlerin iktidar oldukları süreçleri birbirinden ayrı ele almalarıdır. Böyle bir ele alış ne gibi bir sonuç doğurmaktadır peki?
Ermeni Soykırımı’ndan sorumlu olanları İTC olarak görür, böylece Türkiye Cumhuriyeti devletini ya da Kemalistleri karşınıza almamış olursunuz. Öyle ya tarihsel olarak Ermeni Soykırımı “Cumhuriyet” öncesinde yaşanmıştır.
1915 Ermeni Soykırımı, Osmanlı İmparatorluğu dönemine denk düşmektedir ve iktidar olan İTC’dir. Süryanilere yönelik katliamlar da yine bu dönemde başlamıştır. Bu durum, Kemalistler açısından, “Bizden önce yaşandı bunlar” biçiminde bir savunu şansı doğurur. Zaten Kemalistler, 1930’lu yıllardan sonra yazmaya başladıkları yeni resmi tarihlerinde İTC ile ilgileri olmadığını, hatta onlarla sürekli bir çatışma içinde olduklarını iddia ederler.
1908-1918 arasındaki İTC iktidarı sürecinde yaşananlar ile 1918 sonrasındaki Kemalist iktidar sürecinde yaşananlar birbirinden ayrı ele alınmaktadır, ki bu yaklaşım resmi tarihçilerce soykırımı bizzat Mustafa Kemal’in ağzından “…eski Jön Türk Partisi artıkları, kitleler halinde, evlerinden/yurtlarından acımasızca sürülen ve katledilen milyonlarca Hıristiyan tebaamızın hayatlarından sorumludurlar…” sözleriyle benimsenmiş; olan biten Osmanlı’nın (İTC’nin) suçu olarak değerlendirilmiş, cumhuriyetin kurucularının bu soykırımdan sorumlu olmadığı vurgulanmıştır.
Oysa durum bunun tam tersidir; bir kere Kemalist kadroların hemen tümü eski İTC ve Teşkilat-ı Mahsusa kadrolarıdır. İTC ile hiçbir ideolojik farklılıkları olmadığı gibi, onların başlattığı projeyi, Kemalistler devam ettirmişler; Ermeniler ve Süryanilerden sonra
Rumlara yönelik Pontos’ta ve Küçük Asya’da daha organize bir soykırım planını hayata geçirmişlerdir.
Yani Müslüman inancından olmayan ulusların imhasının ardından Kızılbaş Alevilere ve Kürtlere yönelerek, Kürdistan’ı kana bulamışlardır.
Bazı araştırmacı ve akademisyen çevrelerin bu iki dönemi birbirinden ayıran hatalı bakış açılarına rağmen genel olarak Türkiye Cumhuriyeti devleti resmi tarihçileri ve resmi ideolojisi her iki dönemde yaşanmış bu soykırımı inkâr etmeye devam ediyorlar.
1919 yılından sonraki sürecin, iki cepheyle sınırlı Türk-Yunan savaşının bir "bağımsızlık/ulusal kurtuluş" mücadelesi olarak değerlendirilmesi de ikinci önemli hatadır, ki bu değerlendirme 1918’den sonraki Mustafa Kemal’in öncülüğündeki dönemde devam eden soykırıma; o dönem yaşanan sürgün ve katliamlara meşruiyet sağlamaktadır. Bir yandan "emperyalizme karşı bağımsızlık" iddiasıyla mücadele yürütülürken "isyancılar" Kemalistlerce "vatan haini" ilan edilmiş ve katledilmeleri haklı gösterilmeye çalışılmıştır.
Bu ikinci değerlendirme, İTC’nin devamı olan Kemalistleri, onlardan ayırmaya ve "ülkeleri işgal altından olan" Kemalistleri haklı gösterme çabasından başka bir şey değildir. Böylece Pontos’ta 353 bin Rum’un katledilmesi ve kalanların da Türkleştirilip Müslümanlaştırılması ile sonuçlanan soykırım görmezden gelinmiştir.
Sol Hareketin Sınırları
Genel olarak yaşanan coğrafyayı Türkiye ya da ‘Anadolu’ diye tarif eden Türkiye sol hareketi sınıfsız ve sınırsız bir dünya için mücadele ettiğini propaganda eder. Ama birçok sol, sosyalist örgüt kendisini Türk, Türkiye sözcükleriyle başlayan isimlerle anarken mücadele alanı ise sınırsız değil, sınırlıdır. O sınır 28 Ocak 1920’de İstanbul’da son toplantısını yapan Meclisi-Mebusan’ın o gün kabul edip, 17 Şubat 1920’de duyurduğu Misak-ı Milli sınırlarıdır. Bu sınırlar Türkiye Cumhuriyeti devletinin diğer bir deyimle burjuvazinin belirlediği sınırlardır. Ancak cumhuriyetin kuruluşu öncesinde bu sınırların dışında yer alan bir çok bölgede bugünkü sınırlar içerisinde yaşayan çeşitli uluslarla ortak geçmişe, aynı etnik kimliğe ve inanca sahip olanlar genel olarak Türkiye sol hareketinin önemli bir bölümünün mücadele alanı dışındadır. Kürdistan, Lazistan, Ermenistan gibi parçalı ülkelerin sadece Misak- Milli sınırları içinde yer alan insanları için mücadele yürütülürken bu ulusal kimliklerin ayrı örgütlenmelerine de sıcak bakılmaz. Yürütülecek mücadele burjuvazinin belirlediği Misak-i Milli sınırları içinde ulusal kimlikten "bağımsız" ele alınmalıdır; bu da diğer ulusal kimlikleri ret etmek ve ulusal kimliğin toptan Türk olarak kabul edilmesi anlamına gelir.
Mustafa Suphi ile başlayan sosyalizm tarihi
Son yıllara kadar Türkiye sol hareketinin büyük bir çoğunluğu sosyalizmin tarihini TKP’nin kurucusu Mustafa Suphi ile başlatıyordu. Oysa 15 Haziran 1915’te Beyazıt Meydanı’nda idam edilen Sosyalist Hınçak Partisi üyeleri, yalnız kendi halklarının hakları için değil, tüm insanlığın kurtuluşu için savaşan Madteos Sarkisyan (Paramaz) ve 19 arkadaşı bu toprakların Ermeni sosyalistleridir.
Beyazıt’ta darağacına ilk çıkartılan Paramaz’ın idam sehpasındaki sözleri, “Siz sadece bizim vücudumuzu yok edebilirsiniz fakat inandığımız fikirleri asla. Yaşasın sosyalizm” mesajı, sonradan darağaçlarına çıkartılan "Türkiyeli" devrimcilerin de sözü olur ama adları anılmaz. Yıllarca Ermeni Soykırımı’nı dile getirip mücadele eden Ermeni diasporası sosyalist oldukları için Paramazları yok sayarken, Türkiye sol hareketi de Ermeni oldukları için onları görmezden gelir. 20. yüzyılın başında Selanik’teki birçok işçi grevini örgütleyen sendika liderleri Rum, Bulgar, Sırp, Yahudi oldukları için yine Türkiye sol hareketinin tarihinde yer almaz.
İrvem Keskinoğlu'nun Türkiye Sendikacılık Ansiklopedisi'nde verdiği bilgiye göre, 1910 yılında 1 Mayıs, Selanik ile birkaç Rumeli kentinde daha kutlanır. 1911'de ise Üsküp, Selanik, İstanbul, Edirne ve bazı Trakya kentlerinde kutlamalar yapılır. Selanik'te 14'ten fazla sendikaya bağlı Yahudi, Bulgar, Rum/Helen ve Müslüman işçilerden oluşan 2 bin kişinin katıldığı mitingde 4 ayrı dilden konuşmalar yapılır. Yük arabası sürücüleri, mavnacılar, liman ve yükleme-boşaltma işçileri iş bırakırlar. Sosyalizmin tarihi Mustafa Suphi ile başlatıldığı için 1921 yılından öncesi bu tarihte yer almaz.
Sol hareketin Osmanlı tarihine bakışı
Türkiye sol hareketinin Osmanlı tarihine, bu tarihteki isyanlara ve devrimci liderlere bakışı da sorunludur. Bu tarihteki isyanlar arasında Ermeni ve Rumların adı geçmez. Resmi tarihçilerin bile artık inkâr edemediği nüfus olarak Müslümanlardan çok daha fazla olan Hıristiyan halklar bu coğrafyada Osmanlı tarihinde sanki hiç yaşamamıştır. Bu yüzden de bu tarihten çıkarılan devrimci kişiler ya Müslüman ya da Alevi inancındandır.
Rus klasikleri, Latin Amerikalı direnişçiler ve sosyalist devrimi gerçekleştirmiş ülkelerin tarihindeki birçok detay bilinirken bu toprakların tarihi ne yazık ki bilinmez.
Bilinmeyen Rigas Anayasası
18.yüzyılın sonları Osmanlısının bir aydın ve düşünürü olan Rigas (Velesitinli Rigas ya da Ferreos Rigas) Helen ve Türk tarihçiler tarafından Helen devriminin öncüsü olarak tanımlanır. Hatta 1821 Helen devriminin ilham kaynağı olarak da adlandırılır çeşitli çevrelerce.
Onu ünlü yapan ise 1797 yılında hazırladığı devrimci anayasadır. İki bölümden oluşan bu anayasanın 35 maddelik ‘İnsan Hakları’ bölümünde
"Yasalar tüm yurttaşların katılımıyla yapılmalıdır Memurluk ancak yeteneğe göre verilmelidir; soylu oldukları için değil. Kimse yasalara aykırı olarak tutuklanamaz. İbadet ve inançlar her din için eşit şekilde özgür olmalıdır. Kölelik yasaktır. Tüm yurttaşlar kanun yapma, seçme seçilme hakkına sahiptir. Yönetim, halkın şikâyetlerini dinlemediği ve sorunu halletmediği durumda yurttaşların ayaklanması en kutsal haktır’’gibi maddelerin yanı sıra 124 maddeden oluşan ‘Anayasanın İlkeleri’ adlı ikinci bölümde şu maddeler yer alır:
“Egemen halk, din ve dil gözetmeden, Rum/Helen, Bulgar, Arnavut, Ulah, Ermeni, Türk ve başka etnik kimlikler dâhil Osmanlı’nın bütün sakinleridir.
Bir tek ferdin ezildiği yerde toplumun bütünü ezilmektedir.
Toplum mutsuz yurttaşlarına geçim araçları sağlar.
Meclis toplantıları halka açıktır." gibi ilkeler içerir.
Rigas bu anayasanın Bosna’dan Arabistan’a kadar Osmanlı topraklarında bir devrim yapılarak uygulanması için mücadele eder. 1797’de anayasa çoğaltılarak tüm Osmanlı illerinde dağıtılır.
1757 yılında Osmanlı’nın (bugün Yunanistan sınırları içinde) Teselya, Velestin köyünde dünyaya gelen ve Osmanlı vatandaşı olan Rigas bugün de, Helenler, Arnavutlar, Romenler, Bulgarlarca kendilerinden görülüp sahiplenilir. Özgür düşünceyi, monarşilere karşı cumhuriyet fikrini savunan Rigas ayrıca Avrupa karanlığına son veren Rönesans’ın öncüleri gibi özellikle eski Helen eserlerini yeniden okuyup diğer dillerdeki birçok düşünürün kitabının çevirilerini yapar. Devrimci şiirler ve marşlar yazar. Haziran 1798’de Avusturya polisi tarafından tutuklanarak yedi arkadaşı ile birlikte Osmanlı’ya teslim edilen Rigas, boğularak öldürülür ve Tuna nehrine atılır. Rigas da Rum/Helen olduğu için Türkiye sol hareketinin tarihinde ya da tarihteki devrimci kişiler içinde yer almaz.
Trabzonlu devrimci gazeteci, öğretmen Nikos Kapetanidis de Pontoslu Rum olduğu için Türkiye sol hareketinin tarihi içinde yer almayanlardan biridir. 1921 yılında Amasya Meydanı’nda idam edilen Nikos Kapetanidis Epochi gazetesiyle eğitim sorunlarını, özellikle Rumca eğitim veren yerel okulları dile getiren araştırma ve yazılar yayımlar. Rumca eğitimin Patrikhane ve dini (Hıristiyan) otoriteler tarafından kontrol edilmesine karşı çıkar. Bunların yanı sıra Pontos’ta resmi devlet görevlilerinin vahşeti ve sivillere yönelik katliamlarla ilgili yazılar yayımlar; katliamları yapanların isimlerini mevkilerini de anlatır yazılarında. Ve ne acıdır ki Nikos Kapetanidis’i gazetesine gidip onu tehdit eden Pontos Rum Soykırımı'nın eli kanlı sorumlularından Topal Osman, İpsiz Recep gibi çeteci katiller kimi sol, sosyalist çevrelerce "kurtuluş savaşı kahramanı" olarak anılır.
Sol Hareketin İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne ve Mustafa Kemal’e bakışı
Sosyalizmin tarihinin Mustafa Suphilerle başlatılmasının arkasında Osmanlı’nın aydın, devrimci hareketleri olarak görülen Jön Türkler vardır. Sol hareketin büyük çoğunluğu Fransız devriminden etkilendiklerini sık sık belirttiği Osmanlı asker ve bürokratlarından oluşan Jön Türkleri ilerici olarak değerlendirir. Bu yanıyla da Birinci ve İkinci Meşrutiyet'e 1923’te ilan edilen cumhuriyete devrimci ilerici misyonlar yüklenmesine sebep olmuştur. Ve yer yer bu geleneğin devamcısı olunduğu dile de getirilmiştir. Oysa bu tarih baştan aşağıya darbeler tarihidir.
1876: I. Meşrutiyet ve Abdülhamit’in İstibdat (Baskı) Dönemi
Abdülhamit’in tahta çıkarıldığı (V. Murat’ın tahttan indirildiği) 1876 yılında ilk Anayasa hazırlanıp, parlamento açılır. Ancak tüm yetkiler padişaha bağlı olduğu için daha ikinci oturumun ardından meclisi tatil eden Abdülhamit, 30 yıl sürecek bir mutlakiyet dönemini başlatır.
‘93 Harbi olarak da anılan 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı’nın ardından, Sırbistan, Karadağ, Romanya gibi eyaletlerin tam bağımsızlıklarını ilan etmesi Osmanlı’nın sonunun geldiği korkusuyla iktidarı giderek sertleştirmiştir. Artık tek korku, değişik ulus ve dinlerden tebaanın peşi sıra bağımsızlık peşinde olacağıdır. Ve tabi tüm bunların arkasında "dış düşmanların" olduğu propaganda edilir. Abdülhamit, muhbir ağı, hafiye takibi, zorunlu tayin ve sürgünler, sansür, gözaltı, tutuklama gibi yöntemlerle tüm muhalifleri sindirir.
“Güvenliğini ve toprak bütünlüğünü sağlayamayan devleti, mali açıdan bir disipline kavuşturmak için 1881 yılında Düyun-u Umumiye İdaresi kurulur. Bu kurum uzun süredir biriken dış borçların ödenmesini kurala bağlamak üzere Avrupalı devletlerin idaresi altında teşkilatlanır ve belli devlet gelirleri borçları karşılamak üzere baştan bu idareye tahsis edilir.”
Bu arada 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın yenilgiyle sonuçlanması üzerine imzalanan Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması’nın 16. maddesi ve 1878 Berlin Antlaşması’nın 61. maddesi ile Osmanlı İmparatorluğu’nun Ermeni tebaasına bir dizi söz verilir. Bu sözlerin tutulmaması Ermenilerin iktidara karşı tavırlarını sertleştirmelerine sebep olur. Bunun sonucu olarak 1887’de Cenevre’de Devrimci Hınçak Partisi (1909’dan sonra Sosyal Demokrat Hınçak) kurulur. Onu 1890’da Tiflis’te kurulan Taşnaksutyun (Ermeni Devrimci
Federasyonu) izler. (Ancak ilk Ermeni Partisi Armenakan Van’da 1885’te kurulmuştur) Ermeniler örgütlü oldukları her yerde seslerini yükseltmeye başlarlar.
Ermeni Soykırımı'nın habercisi ilk katliamlar yine bu dönem hayata geçirilir. 1894’te Sason’da, 1895’te Trabzon’dan başlayarak tüm doğu vilayetlerine, Halep ve Kilikya’ya yayılan, 1896’da ise Van, Eğin ve İstanbul’daki katliamlar, Trabzon ve İstanbul dışında Hamidiye Alayları aracılığıyla gerçekleştirilecekti. 1894-1895 arasındaki Ermeni kayıpları, Ermeni Patrikhanesi’ne göre 300 bin, Avrupalı konsolosluklara göre 100 bin ila 200 bin arasında değişiyordu.
1908: 2. Meşrutiyet
Abdülhamit’in padişahlığı ile 32 yıl süren baskı (İstibdat) döneminin ardından 23 Temmuz 1908 tarihinde ikinci kez Meşrutiyet ilan edilir. Birincisinde batılı devletlere verilen reform sözlerini geçiştirmeyi hedeflemekten başka bir içeriği olmayan Anayasa'nın ilanı ve parlamentonun açılması nasıl bir reform ve ilericilik özelliği taşımıyorsa, ikincisinin de aynı niyeti taşıdığı kısa bir zaman sonra anlaşılacaktı. Kimi çevrelerce bir burjuva demokratik devrim olarak değerlendirilecek 2. Meşrutiyet aslında çok uluslu bir imparatorluk olan Osmanlı devletinin devamını sağlamak için, Osmanlı despotizminden kurtulmak isteyen uluslara karşı bir "karşı devrim" niteliğindeydi.
“Hürriyet, Eşitlik ve Kardeşlik” kavramlarıyla Osmanlı sınırları içinde yaşayan Hıristiyan inancından ulusların temsilcileri parlamentoda yer alacak ve böylelikle bir umut ortamı yaratılacaktı ama 1909 yılında Adana’da 30 bin Ermeni’nin hayatına mal olacak katliam ile aslında değişen bir şeyin olmadığı anlaşılacaktı.
Meşrutiyet’in ilanını sağlayan güçler Jön Türkler olarak anılacaktı. Özellikle batıda eğitim görmüş Osmanlı asker bürokratlarından oluşan bu kesimlerin amacı toprak ve güç kaybı yaşayan Osmanlı’yı ayakta tutmaktı. Bunun nasıl olacağı konusunda çeşitli düşünceler olmasına rağmen belirgin düşünce Sünni Müslüman inancın ve Türk milliyetçiliğinin öncülüğünde bir siyasi önderlikle burjuva sınıflar oluşturmak ve özellikle sermayenin Müslümanlaştırılması ile bir ulus devlet olmaktı. Bu siyasi önderliği de Jön Türk hareketi içindeki bürokrat ve askerlerin kurduğu İttihat ve Terakki Cemiyeti yürütecekti.
1914 Birinci Paylaşım Savaşı
Birinci Paylaşım Savaşı 1914 yılında İtilaf Devletleri olarak adlandırılacak Fransa, Britanya İmparatorluğu, Rusya (1914-1917), İtalya (1915-1918), ABD (1917-1918), Romanya (1916-1918), Japonya, Sırbistan, Belçika, Yunanistan (1917-1918), Portekiz (1916-1918), Karadağ (1914-1916) ile İttifak Devletleri olarak adlandırılacak Alman İmparatorluğu, Avusturya Macaristan, Osmanlı İmparatorluğu, Bulgaristan (1915-1918) arasındaki iki taraftan oluşan savaştır. 1914 ile 1918 yılları arasında süren bu savaşta 70 milyon asker yer alır ve 9 milyon askerin yanı sıra 8 milyona yakın sivil de hayatını kaybeder, haritalar ve sınırlar savaşın galiplerince yeniden belirlenir.
Osmanlı ordusu bu savaşta Kafkasya, Çanakkale, Sina-Filistin, Hicaz-Yemen, Irak, İran, Galiçya ve Makedonya’da savaşır ve 325 bin askerini kaybeder. Ama istatistiklere yansıyan asıl önemli sayı ise Osmanlı’nın bu savaş sonrası kaybettiği sivil sayısıdır. Osmanlı İmparatorluğu kayıplar listesinin sivillerle ilgili başlığında 2.150.000 sivil kaybı ile ilk sırada yer alır.
Osmanlı devletinin bu savaşa dahil olmasının sebebi, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Almanların savaşı kazanacağını düşünerek son dönemde kaybedilen toprakları geri alma hayalidir. Aynı zamanda savaş sermayenin Müslümanlaştırılması projesi olan soykırım için de iyi bir zemin olacak, Ermeni ve Süryanilerin hemen hemen tamamen Rumların da kısmen imhası ile birinci etap tamamlanacaktı. (İkinci etaba 1919’da Mustafa Kemal öncülüğünde Pontoslu Rumların ve Küçük Asya Rumlarının yok edilmesi ile devam edilecekti.)
İstatistiklere Osmanlı’nın “kaybı” olarak yansıyan 2.150.000 sayının içinde 1,5 milyon Ermeni, 250 bin Süryani, 150 bin Rum’un katledilmesi de dâhildir. Yani bu kayıpların 2 milyona yakını Osmanlı’nın savaştığı herhangi bir ülkenin ordusu tarafından değil, bizzat
Osmanlı’nın kendi güçleri tarafından katledilen insanlardı.
1915 Ermeni Soykırımı
14 Temmuz 1914’te Marksist Ermeni Partisi Hınçak’ın 20 yönetici kadrosu, Dâhiliye Nazırı Talat Paşa’yı öldürmeyi planladıkları gerekçesiyle tutuklanıp ihanetle yargılanır. 15 Haziran 1915 tarihinde İstanbul-Beyazıt Meydanı’nda, Harbiye Nazırlığı önünde asılarak idam edilirler. Hınçak Partisi, İttihat ve Terakkiciler ile ortak çalışmayı reddeden tek Ermeni partisidir. 1908 sonrası silahlı mücadeleyi terk etmiş olsalar da İttihatçıların kendisi için tehlike olarak gördüğü bir siyasi yapılanmadır.
Bir diğer Ermeni örgütlenmesi olan Taşnak ise özellikle Abdülhamit’e muhalefet sürecinde Jön Türklerle ortak hareket etmiş olsa da 12 Nisan 1915 tarihinde önderlerinin büyük bir bölümü tutuklanarak hapse atılır.
24 Nisan 1915 yılında ise İstanbul’da aralarında tanınmış şairler; Daniel Varujan, Siamanto ve Rupen Sevak’ın da bulunduğu yüzlerce Ermeni aydını tutuklanır. 1915 Şubat’ında 15-55 yaş aralığında olan Ermeniler yük taşıma ve yol yapım işlerinin yapıldığı Amele Taburlarına alındılar. Bunlar aslında erkek Hıristiyanlardan oluşan zorunlu çalışma taburlarıydı. Amele Taburları’ndaki savunmasız Ermeniler, angarya iş sona erdikten sonra öldürüldüler.
Ve geriye kalan Ermeni nüfusun tehciri başladı. Tehcirler ilk önce Kilikya-Ermeni yerleşimleri Zeytun ve Dörtyol, daha sonra ise Erzurum, Trabzon, Sivas, Harput, Diyarbakır ve Bitlis’te gerçekleşti. (1915 Mart -1915 Haziran) Bağdat’taki Ermeniler Musul’a sürüldü.
Asur /Nasturi/ Keldani (Doğu Süryanileri) Soykırımı
Aynı tarihlerde gerçekleştirilen Süryani Soykırımı, Ermeni Soykırımı’nın gölgesinde kalır, araştırmacıların, tarihçilerin uzun süre ilgisini de çekmez. Sevr’e katılan Asur delegeleri, Asurlu Hıristiyanların güvenliğini sağlamak amacıyla bir Asur devleti talebinde bulunurlar. Bunun üzerine Sevr Anlaşması’na gelecekte “Asur-Keldanilerin güvenliği için” tam garanti sunması gereken bir otonom Kürdistan kurulmasını içeren 62. madde eklenir. Asur sorununa ilişkin Milletler Cemiyeti gölgesinde yürütülen 1925 yılında Kanada’ya göç ettirilmesi projesinin yanı sıra, umutsuz geri dönüş ve sınır geçme çabaları da başka katliamlara yol açar. Kurbanların sayısına ilişkin birbiriyle çelişik rakamlar olmasına karşın, Asur Keldani delegasyonunun Paris Barış Konferansı’nda verdikleri 250 bin sayısı, kurban sayısının aslında hayli önemli boyutta olduğunu göstermektedir.
Bu tarihsel gerçekler resmi tarihte ya yok sayılır ya yalanlarla çarpıtılır ya da tüm bu soykırım süreci gerekçelendirilerek meşrulaştırılır. Türkiye sol hareketinin büyük bir çoğunluğu da bu süreci resmi tarihten bağımsız değerlendirememiş ya da değerlendirmemiştir. Bu nedenle de bu soykırım sürecine bakışta inkârcı cephede yer almıştır.
Yüzyıllık cumhuriyet tarihinin kanlı sayfalarına yüzlercesi eklenecek katliamlar zincirinin önemli bir halkasını oluşturan 1918 sonrası, yedi düvele karşı verildiği iddia edilen anti emperyalist “kurtuluş savaşı" masalı ve Mustafa Kemal’e yüklenen devrimci misyon ise Türkiye sol hareketinin en önemli hatalarından birisidir. Elbette bu yazının konusundan bağımsız değildir ancak başka bir yazının konusu olarak ele alınıp yazılacaktır.
http://www.marksistteori1.org/983-tuerkiye-sol-hareketinin-soyk-r-mlara-bak-s.html




submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.02.11 08:41 paslaa İzmir Escort Selçuk Rus Escort

Birçok erkeğin gözüne ve gönlüne hitap etmeyi başaran İzmir escort bayanlar sayesinde bu randevularda asla mutluluğa doymayı başaramayacaksınız. Her randevuda artan bir istekle daha fazlasını yaşamayı hayal edeceksiniz. İsterseniz bir saatlik, isterseniz gecelik beraber geçireceğiniz zamanlarda birbirinden farklı duygular içinde kaybolacaksınız. Yabancı escort hatunlar da bu sektörde ateşli randevular yaşatarak ses getiriyorlar. Vücut dilinin öne çıktığı görüşmelerde heyecanı arttıran yabancı escort bayanlar yeni ilgi odağımız olacak. Çat pat Türkçeleriyle sizinle çok tatlı sohbetler yapacak olan bu güzellerle sürekli yüzünüz gülecek. Yabancı Selçuk escort bayan merakınızı giderirken, çok keyif aldığınız, çok eğlendiğiniz anlar geçireceksiniz. İzmir Yabancı escort bayanları beyler çoğu zaman gecelik randevularda ziyaret ettikleri için bu güzel hatunlar gündüz saatlerinde genellikle uykuda olurlar ve uyanınca da hemen akşamki görüşmeleri için hazırlanmaya başlarlar. Bu nedenle günlük seans sayıları bir veya ikiyi geçmez. Bu nedenle sabırsız beylerin bazıları randevu almadan bu hatunlarla görüşmek isterler ama maalesef böyle bir imkan bulamazlar. Buluşmak istediğiniz Selçuk escort bayan ile o güne randevu alamıyorsanız şansınızı zorlayın ve bir sonraki güne randevu isteyerek,, en azından kendinizi garanti altına alın. Yabancı escort bayanlar nadiren sizi evine davet ederler ya da evinize gelirler. Büyük bölümü güvenli olduğu için sadece otellerde buluşmayı kabul eder. Erkeklerin Zaafı Ateşli Kadınlar Her erkeğin dayanamadığı tek şey hatta erkeklerin zaafı ateşli kadınlar ve onlarla yaşayacakları ilişkilerdir. Çapkınlıklarını da seksi bir bayanla flört etmeye başladığınızda, gördüğünüz ateşli hareketleri, yatakta da hissetmek istersiniz ama bazı kadınlar ilişki esnasında çok bencil olurlar ve erkeklerin fantezilerini yıkıp geçerler ve erkeğin zevk almasına engel olurlar. İşte bu yüzden sizde bir Selçuk escort bayan partnerle tanışarak cinsellikte hayalini kurduğunuz gerçek zevki ve mutluluğu doruklarda yaşamayı garanti altına alabilirsiniz. Görüşmeye girdiğiniz andan itibaren kendinizi mutlu bir erkek sayabilirsiniz. Bu gecelerde inanılmaz anlar yaşarken, vücudunuzun hissettiği zevkle titrediğini ve içinizin eridiğini hissedeceksiniz ve alışık olmadığınız bu duygularla hissettiğiniz mutluluğu yaşamaya doyamayacaksınız.
submitted by paslaa to u/paslaa [link] [comments]


2020.01.19 03:45 paslaa İzmir Özbek Escort

İzmir Özbek Escort Güzeller Tüm Türkiye’de Heyecan Yaratıyor Türk erkeği dediğiniz zaman İzmir Özbek Escort hatunlar hemen hayallere kapılmaya başlıyorlar, sizinle yaşadıkları ateşli anlara doyamıyorlar. Bu heyecanla ülkemize gelen çok sayıda İzmir Özbek Eskort bayan var ve Türkiye’nin her yerine dağılmış durumdalar.
Bu nedenle İzmir Özbek escort güzeller tüm Türkiye’de heyecan yaratır, Erkeklerle ateşli İzmir escort bayan görüşmeleri gerçekleştiriyorlar. Bu durum bazı İzmir Özbek escortları şımartıyor, Açık konuşalım, bu kadar ilgiyi hangi kadına gösterseniz, o da şımarır ve kendini bulunmaz Hint kumaşı olarak görmeye başlar.
Yalnız birde dikkat etmek gereken şöyle bir durumda var, bu kadınlar gerçekten seks için yaratılmışlar. Onlar kadar rahat olan, erkeği bu kadar kolay mutlu eden başka bir varlık var mı? Bilmiyorum.
Özbekistan’dan gelen çok sayıda bayan para karşılığı seks yapıyor, İzmir Özbek escort partnerlerin çoğu elit İzmir escort bayan sınıfında hizmet verdiği için maliyetleri biraz yüksektir ama yaşattıkları ilişkide elit olur.
Ülkemizde tatil amacıyla bulunan ve bu sırada da mesleğini yaparak tatili bedavaya getirmeye çalışan İzmir yabancı escort bayanlar randevu ücreti olarak biraz daha uygun olabilirler. İzmir Özbek escort bayanlar kendi ülkelerinde erkeklerden bu kadar yoğun ilgi görmedikleri için Türk erkeğine hayranlar. Türk erkeği kadının ruhuna dokumayı bildiği için bu bayanlar sizden bu kadar çok etkileniyorlar ve memleket değiştirmeyi göze alıyorlar.
Renkli Gözlü Rus Güzeller Türk erkeği renkli bir göz gördüğü zaman dayanamaz, hele birde beyaz tenli, renkli gözlü ve sarışın bir afetle karşılaştığı zaman içinin yağları erimeye başlar. Beyaz tenli, sarışın ve renkli gözlü Rus güzeller belki de bu yüzden bu kadar rağbet görüyor.
Tabi birde manken gibi kusursuz uzun boyları ve kusursuz bedenlerini unutmamak lazım, erkekleri bitiren ve Rus bayanlara bu kadar arzu duymasına neden olan özellikler bunlarla sınırlı değil. Rus Escort bayanların tatlı dilleri, bozuk şiveleriyle yaptıkları sohbetlerde erkekleri gülümseten ve hoşuna giden etkenlerdir.
İnsanların hayatta belki de en çok seks yapmaktan keyif aldığını rahatlıkla söyleyebiliriz, seks hayatı monotonlaşmaya başladığı zaman belki de bu yüzden erkekler bu kadar bunalmaya başlıyor ve İzmir Escort ilişkileri yaşamaya yöneliyorlar.
submitted by paslaa to u/paslaa [link] [comments]


2019.11.13 16:50 NewsJungle Erdoğan-Trump toplantısında Suriye’nin en önemli gündem maddeleri arasında

Türkiye'nin ikili ilişkilerin son yönünü belirleyen Suriye’deki terörle mücadele operasyonunun Türkiye cumhurbaşkanları ve ABD başkanları arasında yapılacak bir toplantıda Çarşamba günkü en üst gündem maddesi olması bekleniyor.

Recep Tayyip Erdoğan ve Donald Trump, YPG / PKK teröristlerinin planlanan güvenli bir bölgeden çekilmeleri ve ABD’nin YPG / PKK terörleriyle ilişkilerini planlamaları için Türk askeri operasyonunu duraklatmak üzere iki ülke arasında Ekim 17’ye kadar yapılan anlaşmanın uygulanmasını görüşecekler. organizasyon.

Türkiye, 9 Eylül’de Barış Baharı Operasyonunu başlattı ve teröristleri kuzey Suriye’den uzaklaştırdı ve sınır boyunca güvenli bir bölge yarattı ve böylece Suriyeli mültecilerin gönüllü geri dönüşlerinin önünü açtı.

Ankara, 17 Ekim'de Washington ile YPG / PKK teröristlerinin planlanan güvenli bölgeden çekilmesine izin verme operasyonunu durdurma konusunda anlaştılar.

Türkiye, YPG / PKK teröristlerinin - bazen ABD’nin müttefikleri, açıkça ISIS / Daesh’le savaşmak için - müttefiklerinin - bölgeden ayrılmadığından ve saldırılar başlatmaya devam etmediğinden şikayet ediyor.

Erdoğan, ABD'li mevkidaşının Salı günü davet etmesi üzerine ABD’ye iki günlük bir çalışma ziyareti yapacak.

Erdoğan, Trump’a YPG / PKK’nın baş lideri Ferhat Abdi Şahin’in Washington’a Mazlum Koban’ın davetini davet etmesini de istedi.

Ekim ayının sonlarında, ABD senatörleri Lindsey Graham ve Chris Van Hollen, Dışişleri Bakanlığından Şahin'e Washington ziyareti için vize vermelerini istedi.

Trump daha önce Twitter'da, Türk yetkililerin eleştirdiği bir hamle olan Şahin'le bir görüşme beklediğini söylemişti.

Türkiye, Şahin'i Suriye şubesi YPG / PKK olan PKK grubuyla bağlantılı bir terörist şefi olarak görüyor.

Türkiye'ye yönelik 30 yılı aşkın terör kampanyasında, Türkiye, ABD ve Avrupa Birliği tarafından terör örgütü olarak listelenen PKK, kadınlar, çocuklar ve bebekler de dahil olmak üzere 40.000 kişinin ölümünden sorumlu oldu.

Türk ve Amerikalı liderlerin, Türkiye'nin Rus füze sistemi S-400'ü satın aldıktan sonra Temmuz ayında programdan çıkarıldığı F-35 savaş uçağı hakkında konuşmaları bekleniyor.

ABD Kongresi’nde 100 milyar dolarlık ticaret hedefi ve Türkiye aleyhtarı gündemi tartışılacak diğer konular arasında.

ABD kongresi, 1915 olaylarıyla ilgili bir karar ve Barış Baharı Operasyonundan sonra Türkiye'ye yönelik yaptırımların uygulanmasını öngören bir tasarıyı geçti.

Türkiye'nin 1915 olaylarıyla ilgili tutumu, bazılarının Rusları istila etmesi ve Osmanlı kuvvetlerine isyan etmesiyle Doğu Anadolu'daki Ermenilerin ölümlerinin gerçekleşmesidir. Ermenilerin daha sonra yer değiştirmesi sayısız zayiatla sonuçlandı.

Türkiye, olayların "soykırım" olarak sunulmasına itiraz etmekte, ancak 1915 olaylarını her iki tarafın da zayiat verdiği bir trajedi olarak tanımlamaktadır.

Ankara, konuyu incelemek için Türkiye ve Ermenistan'dan gelen tarihçilerin ve uluslararası uzmanların ortak bir komisyonunun kurulmasını teklif etti.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2019.11.09 17:25 NewsJungle 'Rusya, Türkiye Soçi anlaşmasını uygulamak için çalışıyor'

Rusya Cuma günü yaptığı açıklamada, Suriye ile iki ülke arasında bir mutabakat uygulamak için Türkiye ile "aktif" çalıştığını söyledi.

Moskova'daki bir basın toplantısında, Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Maria Zakharova gazetecilere verdiği demeçte, Moskova'nın anlaşmayı yürütmek için kendi görevini yapacağını söyledi.

Zakharova, "Rusya'nın rolünü yapacağına inanıyoruz ve ortaklarımızın sözlerini tutacağını umuyoruz. Bu konuda çok aktif çalışıyoruz." Dedi.

1 Kasım’da, Türk ve Rus askeri personeli, iki ülkenin cumhurbaşkanları tarafından 23 Ekim’de Rusya’nın Soçi kentinde imzalanan mutabakat kapsamında Suriye’nin kuzeyinde ortak kara devriyeleri başlattı.

Türkiye, sınırlarını güvence altına almak, Suriyeli mültecilerin güvenli bir şekilde geri dönüşüne yardımcı olmak ve Suriye’nin güvenliğini sağlamak amacıyla, 9 Ekim’de başlatılan, Fırat Nehrinin doğusundaki kuzey Suriye’den teröristleri elimine etmek amacıyla 9 Ekim’de başlatılan Türkiye’nin Barış Baharı’nda teröristlerin bazı kuzey bölgelerini temizledi. toprak bütünlüğü.

Ankara, YPG / PKK teröristlerinin bölgeden çekilmelerini istiyor, böylece yaklaşık 2 milyon mültecinin güvenli geri dönüşünün önünü açacak güvenli bir bölge oluşturulabilir.

Türkiye'ye yönelik 30 yılı aşkın terör kampanyasında, Türkiye, ABD ve Avrupa Birliği tarafından terör örgütü olarak listelenen PKK, kadınlar, çocuklar ve bebekler de dahil olmak üzere 40.000 kişinin ölümünden sorumlu oldu. YPG, Suriye’nin PKK’nın bir örneği.

İran’ın birçok kez "teröre karşı sorumlu bir savaşçı" olduğunu kanıtladığını vurgulayan Zakharova, ABD’yi "İran’ı şeytanlaştırmak" ve ülkeyi "terörist bir tehdit olarak temsil etmek" girişimlerini kınadı.

Batılı medyayı İran'ın Ortak Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA) nükleer anlaşmasının bazı kısımlarına uyumu askıya almakla suçlarken, ülkenin eylemlerinin hem Avrupa taraflarının JCPOA’ya yapamaması nedeniyle hem de geri dönüşümlü ve motive olduğunu vurgulamayı ihmal etti. Anlaşmanın bir bölümünü uygulamak.

“Amerika Birleşik Devletleri'nin İran'la yüzleşmek için aldığı kurs yıkıcı ve basit görüşlüydü. Tahran'ın katılımı olmadan Ortadoğu'da sağlam bir bölgesel güvenlik mimarisinin inşası ve durumun istikrara kavuşması imkansız Suriye'de, Irak ve Afganistan'da "dedi.

İran, ABD anlaşmasının geri çekilme konusundaki tek taraflı kararının ve AB’nin taahhütlerini yerine getirmedeki başarısızlığının ardından, 2015 anlaşması kapsamındaki taahhütlerini misilleme ile durdurmaya başladı.

Devlet televizyonuna göre, kararın askıya alınmasının dördüncü aşamasında BM nükleer bekçisi IAEA'dan müfettişlerin varlığında İran, Çarşamba günü yeraltı Fordow nükleer tesisinde santrifüjlere gaz enjekte etmeye başladı.

2015 yılında İran ile Rusya, Çin, Fransa, İngiltere ve ABD ile Almanya arasında nükleer anlaşma imzalandı. Bununla birlikte, geçen yıl ABD Başkanı Donald Trump tek taraflı olarak anlaşmadan çekildi ve ülkenin enerji ve bankacılık sektörlerini hedefleyen yaptırımları yeniden uygulayarak Tahran üzerindeki baskısını yoğunlaştırdı.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2019.11.03 13:03 masalokucomtr Irina Shayk Kimdir

Irina Shayk Kimdir
https://preview.redd.it/x0gg6iglogw31.jpg?width=471&format=pjpg&auto=webp&s=ba60c582b54a5c07f6321289a673fbe9cd06b15a
Tam adı İrina Şeyklislamova olan İrina Shayk, 06.01.1986 yılında Rusya Yemanzhelinsk’de doğdu. Rus bir anne ve Tatar bir babadan dünyaya gelen Shayk’ın anne adının Olga Shaykhlislamova olduğu, babasının ise Rus modelliği yaptığı bilinmektedir. Tatar asıllı Rus model Shayk, 1,78cm boyu ile uzun boylu kadınlar arasına girmiştir. 2007 yılından günümüze kadar yaptığı modellik çalışmaları ile kendisinden bahsettiren Shayk, pek çok erkeğin de gözdesi olmayı başarmıştır.
Fiziğinin mükemmellik derecesinde düzgün oluşu pek çok ajansın gözünden kaçmamış, özellikle verdiği harikulade bikinili pozlar ile pek çok dünyaca tanınan derginin uluslararası edisyonlarının kapak kızı olarak karşımıza çıkmıştır. İlk ilişkisine 2010 senesinde başlayan Shayk, başarılarından sıklıkla söz ettiren yakışıklı futbolcu Cristiano Ronaldo ile birliktelik yaşamış, yaklaşık olarak 5 yıl süren ilişki Ocak 2015’te sona ermiştir.
Güzel modelin şimdilerde hayatında olan kişinin ise Amerikalı oyuncu Bradley Cooper olduğu bilinmektedir. Güzel manken Shayk, bir moda ajanı tarafından keşfedileli çok uzun bir süre olmamasına rağmen sadece 4 senede hem Türkiye’de hem de Dünya’da en gözde mankenler arasına girmeyi başardı. Sadece bu kadarla da yetinmeyen Shayk, Rusya’daki en sexi kadınlar arasında da birinciliğe yükseldi.
Bu kadarla da kalmayıp uluslararası en iyi model olarak da bildiğimiz güzel manken bir mağazanın açılışı ve kendisinin yazmış olduğu The Book of Bra’ adındaki kitabını tanıtmak için 17.04.2012 yılında İstanbul’a ayak bastı.
submitted by masalokucomtr to u/masalokucomtr [link] [comments]


2019.10.16 15:16 NewsJungle Erdoğan, yaptırımlar konusunda Türkiye’nin endişeli olmadığını söyledi

Türkiye cumhurbaşkanı Salı günü geç saatlerde, Ankara’nın Suriye’nin kuzeyindeki terörle mücadele operasyonunu durdurması yönünde baskı altında bulunduğunu, ancak hükümetin sınırların yakınında terör koridorunu ortadan kaldırmaya kararlı olduğu için yaptırımlardan endişe etmediğini söyledi.
Azerbaycan Bakü'deki 7. Türk Keneşi Zirvesi'nden eve dönerken konuşan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin kuzey Suriye'de devam etmekte olan terörle mücadele operasyonu, Türkiye'nin güneyindeki YPG / PKK terör grubunun harç saldırıları gibi çeşitli konulara değindi.
Batılı ülkelere atıfta bulunan “Operasyonu durdurmak, yaptırımları duyurmak için bize baskı yapıyorlar” dedi.
“Hedefimiz açık. Herhangi bir yaptırım için endişelenmiyoruz, ”dedi Erdoğan, YPG / PKK'nın Barış Baharı Operasyonunun başarı ile devam etmesiyle zeminini yitirdiğini ekledi.
ABD’nin Türkiye’yi ateşkes ilan etmeye çağırdığını ve bu nedenle de çatışan taraflar arasında bir arabulucu görevi görmesini istedi, ancak Türkiye’yi “terör gruplarıyla masaya oturmayacağı” için bu teklifi reddetti.
Erdoğan, Türkiye ile YPG / PKK terör grubu arasındaki ABD arabuluculuğunun siyaset bilimi ve savaş hukuku açısından makul olmayacağını söylemeye devam etti.
Bölge terör unsurlarından arınana kadar Türkiye'nin operasyonunu sürdüreceğini vurgulayarak, operasyonun tamamlanmasının ardından bölgenin gerçek sahiplerine - Suriyelilere - geri verileceğini söyledi.
“Barış Baharı Operasyonunun yedinci gününde. Planlandığı gibi başarı ile devam ediyor. Teröristleri temizleyerek dördüncü gün Ayn el-Arab'ı, beşinci gün de Tal Abyad'ı güvence altına aldık. Bugün 32 kilometrelik bir derinliğe ulaştık. M4 karayolu üzerinde kontrolümüz var ”dedi.
Cumhurbaşkanı, bugüne kadar toplam 611 teröristin nötralize edildiğini, 556'sının öldürüldüğünü, Türk ordusunun ve Suriye Ulusal Ordusunun (SNA) sırasıyla dört ve 32 şehit olduğunu söyledi.
ABD, Rusya, Avrupa Birliği ve NATO’nun Türkiye’nin devam eden operasyonla ilgili eylem ve hedefleri hakkında bilgilendirildiğini ve Türkiye'nin kuzey Suriye’deki operasyonel başarısının, Türkiye’nin kuzey Suriye’nin önemli bir bölümünü güvence altına almasını beklediğini belirtti.
“Amacımız belli: Terör unsurlarının sınırlarını temizlemek ve mültecilerin güvenli bir şekilde geri dönüşlerini sağlamak… Operasyon hedeflere ulaşılıncaya kadar devam edecek” dedi.
Erdoğan, Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK), DAEŞ koalisyonu ve YPG / PKK’nın binlerce sivilin öldürüldüğü Musul, Rakka ve Deir ez-Zor illerindeki operasyonlarının aksine sivillere zarar vermeyecekleri için çok dikkatli olduklarını söyledi.
“Maalesef, Batı ülkeleri [sivil kayıpları] her zaman görmezden geldi ve bunlar hakkında hiç konuşmadı. Şimdi, bize baskı yapmaya çalışıyorlar. Operasyonumuz terör gruplarına karşıydı ve karşı çıktı ”dedi.
Türkiye, sivillere karşı aşırı duyarlı olmasına rağmen, YPG / PKK terör grubu, Türkiye’nin güneyindeki illeri hedef alan bir poliçe izliyor.
Bazı kişilerin, operasyonun Kürt nüfusuna karşı olduğunu ve sivilleri hedef aldığını, DAEŞ teröristlerine karşı mücadeleyi baltalayacağını ve istikrarsızlaştırma yolunu açacağını savunduğunu, ancak bunun aslında YPG / PKK teröristlerini korumaya çalıştığı temelsiz argümanlar olduğunu söyledi.
"Amacımız açık: teröristlerin 32 kilometre uzunluğundaki bölgeyi terk etmelerini sağlamak ve bu [operasyonel] hat bizim için Fırat Nehri'nden Irak sınırına kadar güvence altına alındı."
Manbij ve rejim
Erdoğan, Beşar Esad rejiminin Manbij vilayetine girişinin, bölge Suriye egemenliği altına girdiğinden dolayı kendisi için gerçekten olumsuz olmadığını söyledi. Ancak, bölgenin YPG / PKK teröristlerinden kurtulması gerektiğini ve yerel nüfusun çoğunlukla Araplardan oluştuğunu ve bazı Arap kabilelerinin Türkiye'yi "onları kurtarmaya" çağırdığını söyledi.
Türk askerlerinden birinin rejim saldırıları sonrasında Manbij'deki hayatını kaybettiğini ve TSK'nın “rejimin parasını ödediği” ağır topçu ateşiyle yanıt verdiğini belirtti.
Ayn el-Arap ve Türk operasyonu
Erdoğan, eski ABD’nin Barrack Obama yönetimini Kobani olarak da bilinen Ayn el-Arab’taki politikasında samimi olmadığı için eleştirdi ve Türkiye'nin birkaç yıl önce terörizm nedeniyle evlerini terk eden 300.000 Kürt düzensiz göçmeni karşıladığını vurguladı. Batılı medya organları bu durumdan hiç bahsetmedi ve Türkiye'yi Kürt halkının katilleri olarak nitelendirdi.
ABD Başkanı Donald Trump’ın Türkiye’yi “Ayn el-Arap ve Türkiye’nin yalnızca bölgede bir çevreleme faaliyetinde bulunduğunu, ancak“ farklı bir gelişme yaşanması halinde müdahale edebileceğini ”vurmamasını istedi.
Ankara’nın Kürt halkını veya sivilleri hedef almak istemediğini ancak Ayn el-Arab’ı güvence altına almak istediğini, terörle mücadele operasyonunun Suriye’deki siyasi çözüm sürecine katkıda bulunacağını vurguladığını vurguladı.
Ayn el-Arab'ın güvenli bölge planlarına dahil edilip edilmediği sorulduğunda, cevap verdi: "Elbette. Çünkü geçmişi nedeniyle stratejik bir öneme sahip. [YPG / PKK] onlar bizi oradan vurdu."
Askeri teçhizata uygulanan yaptırımlar
Yetkili, "Türkiye şu anda kendi kendine yeten bir ülkedir" diyerek, ülkenin şu anda ihtiyacının% 70'ini kendi savunma sanayiiyle karşılayabildiğini belirtti.
ABD’nin Patriot savunma sistemini satmayı reddetmesinden sonra Türkiye’nin Rusya’nın S-400 füze sistemini satın aldığını hatırlatarak şöyle dedi: "Artık çaresizlik yok ... Her yerden bir şey satın alabilirsin."
Erdoğan, Türkiye’ye silah ihracını askıya alan Avrupa ülkelerine çarptı ve Türkiye’ye daha önce alternatif seçenekler teklif edildiğini söyledi.
YPG / PKK’nın Daesh mahkumlarını serbest bırakması
Türk lider, YPG / PKK tarafından tutulan Daesh mahkumlarının kaderini Trump ile telefonda tartıştığını ve Türkiye'nin onların sorumluluğunu üstlenebileceğini söyledi, ancak YPG / PKK Daesh mahkumlarını derhal serbest bıraktı.
Başbakan, Türkiye'nin kuzey Suriye’de hapsedilen DAEŞ teröristlerin sorumluluğunu üstlenebileceğini ve yabancı savaşçıları ülkelerine geri gönderebileceğini ekledi.
YPG / PKK'nın İkiyüzlülüğü
“Bugüne kadar ABD ile birlikte hareket eden terör grubu [Suriye] rejimi ile bir anlaşmaya varmaya çalışıyor. Bu terör grubunu bir müttefik olarak nitelendiren Batılı ülkeler bunu düşünmeli.”
“Gerçek müttefikiniz kim?” Erdoğan Batı ülkelerine sordu. Batılı ülkeler YPG / PKK'nın Daesh teröristlerini serbest bırakmasına çok açık bir gözle bakarken, "Bu YPG / PKK mı Daesh mi? Şimdi Daesh'i de sorabiliriz" dedi.
Erdoğan, Türk ordusunun DAEŞ teröristleriyle savaştığını ve yalnızca Suriye'deki El-Bab kasabasındaki 2016 kuzey saldırısında 3 binden fazla kişinin öldürüldüğünü vurguladı.
Adana Anlaşması
Erdoğan, Suriye’de Türkiye'nin terörle mücadelesinin Adana Anlaşmasına dayandığını ve tüm NATO üyelerinin NATO anlaşmasının 5. Maddesi uyarınca Türkiye’de kalması gerektiğini vurguladı.
Adana Anlaşması 1998 yılında imzalandı ve Türk kuvvetlerinin Suriye'de askeri operasyonlar yapmalarına izin verdi.
Türk muhalefetinin çoğunluğu operasyonu destekliyor
Erdoğan, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve İyi Parti (IP), YPG / PKK'ya karşı yapılan karşı operasyonu desteklediklerini söyledi.
Savunma Bakanı Hulusi Akar'ın bu partilere operasyondaki son gelişmeler hakkında bilgi verdiğini ve milli dayanışmalarından dolayı teşekkür ettiklerini belirtti.
Türk lider, ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ve beraberindeki bir heyetin, terörle mücadele operasyonu ile ilgili son gelişmeleri görüşmek üzere Türkiye'yi ziyaret edeceğini söyledi.
Türkiye’nin Rus yetkililerle de yakın temas halinde olduğunu da ekleyerek, “Yarının görüşmelerinin bizim için iyiye işaret etmesini diliyorum” dedi.
Türkiye, sınırlarını güvenceye almak, Suriyeli mültecilerin güvenli bir şekilde geri dönüşüne yardımcı olmak ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlamak amacıyla teröristlerin kuzey Suriye’den uzaklaşmasını sağlamak amacıyla 9 Ekim’de Barış Baharı Operasyonunu başlattı.
Ankara, terörist PKK’nın Fırat’ının doğusundaki kuzey Suriye’yi ve Suriye’deki soyları olan PYD / YPG’yi temizlemek istiyor.
Türkiye'ye yönelik 30 yılı aşkın terör kampanyasında, Türkiye, ABD ve Avrupa Birliği tarafından terör örgütü olarak listelenen PKK, kadınlar, çocuklar ve bebekler de dahil olmak üzere 40.000 kişinin ölümünden sorumlu oldu.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2019.09.14 15:35 NewsJungle Cumhurbaşkanı Erdoğan, terörle mücadeleye devam etme sözü verdi

Türkiye, aralıksız terörle mücadele etmeye devam edecek olan Cumhurbaşkanı Erdoğan, gazetecilere Cuma namazından sonra yaptığı açıklamada, Perşembe günü, güneydoğudaki Diyarbakır'da yedi sivili öldüren ve dokuz kişiyi yaralayan bir araca yapılan PKK terör saldırısına değindi.
Terörist saldırı Diyarbakır'ın Kulp semtinde saat 6 civarında gerçekleşti. (1500GMT), Diyarbakır Valiliği'ne göre.
Türkiye'ye yönelik 30 yıldan fazla süren terör kampanyasında, Türkiye, ABD ve AB tarafından terör örgütü olarak listelenen PKK, kadınlar, çocuklar ve bebekler de dahil olmak üzere yaklaşık 40.000 kişinin ölümünden sorumlu.
Mevcut protestocu sayısı binlerce kişiye şişebilir
Erdoğan, Diyarbakır’daki pek çok anneye terör eylemi yapan PKK’ya yönelik protesto gösterileri düzenleyen ve çocuklarını işe almaya çalışan çocuklara destek verdiğini belirterek, mevcut protestocu sayısının binlerce kişiye şişebileceğini söyledi.
Bazı 28 aile, güneydoğusundaki Diyarbakır ilinde, Halkların Demokrat Partisi'nin (HDP) oğullarını terörist PKK'ya zorla topladıklarını iddia ederek gösteri düzenlediler.
Türk hükümeti, HDP'yi çok sayıda bağlantı kurmak ve terörist PKK'ya destek sağlamakla suçladı.
"İdlib'teki gelişmeleri tartışmaya devam edeceğiz"
Erdoğan, bölgesel ilişkilere yönelirken, önümüzdeki Pazartesi günü yapılacak olan Rus ve İran liderleriyle yapılacak üçlü zirvede, Türkiye'nin güney sınırındaki Diyarbakır'dan yaklaşık 400 mil (Diyarbakır'dan yaklaşık 400 mil) oluşan İdlib'deki son gelişmeleri tartışacağını söyledi.
“İdlib'deki gözlem gözlemleri ve terör örgütleriyle mücadeleyi içeren gelişmeleri tartışmaya devam edeceğiz” dedi.
Türkiye ve Rusya, geçtiğimiz Eylül ayında Idlib'i saldırganlık eylemlerinin açıkça yasaklandığı bir serbest bırakma bölgesine dönüştürme konusunda anlaştılar.
Anlaşmaya göre, İdlib’de muhalif gruplar hazır bulundukları bölgelerde kalacaklar; Rusya ve Türkiye ise kavgaya devam etmeyi önlemek için bölgede ortak devriyeler gerçekleştireceklerdi.
Bununla birlikte, Suriye rejimi ve müttefikleri, ateş düşürme bölgesi içinde sık sık saldırılara yol açan ateşkes şartlarını tutarlı bir şekilde çiğniyorlar.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2019.09.11 12:59 NewsJungle Türkiye, F-35 avcı uçağından vazgeçmedi: Sözcü

Türkiye’nin ABD’nin F-35’lerinden vazgeçmediği ve ülkenin cumhurbaşkanlığı sözcüsü Salı günü yaptığı açıklamada, Ankara’yı savaş uçağının üretim programından çıkarmak kolay olmayacağını belirtti.
“F-35'lerden vazgeçmedik, Türkiye'yi o programdan çıkarmak da kolay değil. Krizin er ya da geç çözüleceğine inanıyoruz ”dedi. İbrahim Kalin, cumhurbaşkanlığı kompleksinde yapılan Kabine toplantısının ardından gazetecilere verdiği demeçte.
Temmuz ayında, ABD, Türkiye’nin F-35 programına katılımını askıya alarak, Rus S-400 füze savunma programını satın almasının, Türkiye'nin sürekli olarak inkar ettiği iddiasıyla savaş uçaklarını tehlikeye atabileceğini söyledi.
Türkiye, F-35 avcı jetlerinin bazı parçalarını üretiyor ve aynı zamanda jet programının bir ortağı ve üretim zincirinden çıkarmaya yönelik çabaların çok maliyetli olacağı konusunda uyardı.
Suriye'nin kuzeyindeki Fırat Nehri'nin doğusunda güvenli bir bölge kurma çabalarını sürdüren Kalin, Türkiye’nin ABD’nin kendi başına bir duraklama veya suiistimalle karşı karşıya kalması durumunda Türkiye’nin bölgeyi kurabileceğini söyledi.
“ABD tarafından gelen bilgilerin alanın tamamen güvenli olduğunu doğrulayamıyoruz. Bunu kendi kaynaklarımızla doğrulamamız gerekiyor ”dedi. Türkiye’nin, bölgenin bazen ABD’nin müttefiki olduğu bir terörist PKK / YPG’den kurtulmasını talep ettiği gerekçesiyle.
7 Ağustos’ta, Türk ve ABD askeri yetkilileri Suriye’nin kuzeyinde güvenli bir bölge kurmayı ve eve dönmek isteyen yerlerinden edilmiş Suriyelilerin hareketini kolaylaştırmak için bir barış koridoru geliştirmeyi kabul etti. Ayrıca ortak operasyon merkezi kurmaya karar verdiler.
Anlaşmada ayrıca, terörist YPG / PKK bölgesini temizlemek de dahil olmak üzere Türkiye'nin güvenlik endişelerini gidermek için gerekli güvenlik önlemlerinin alınması öngörülüyor.
Türkiye, önceki ABD’nin, kuzey Suriye’deki Manbij kasabasından ayrılan PKK / YPG’yi durdurmasından şikayet etti.
Türkiye'ye yönelik 30 yılı aşkın terör kampanyasında, Türkiye, ABD ve AB tarafından terör örgütü olarak listelenen PKK, kadınlar, çocuklar ve bebekler de dahil olmak üzere yaklaşık 40.000 kişinin ölümünden sorumlu oldu. PKK / YPG Suriye şubesidir.
- Teröre karşı anneler
Türkiye'deki terörizme karşı protestolara değinen Kalin, uzun süredir hükümeti PKK terör grubuyla bağlantı kurmakla suçlanan - Halk Demokrat Partisi (HDP) eyaletinin dışında bulunan ofislerinin dışında oturmak isteyen annelere ve ailelere destek verdi.
Protesto 3 Eylül'de başladı, bir anne genç oğlunun PKK tarafından işe alındığını iddia ettiği iddiasına karşı protesto etmeye başladı.
Kalin, uluslararası basını neredeyse iki haftadır devam eden "önemli" protestoları görmezden gelmekle suçladı.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2019.09.02 11:49 NewsJungle Türkiye Suriye'de güvenli bölgeyi hemen istiyor: Başkan

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan cumartesi günü İstanbul’da güvenli bölgeyi kontrol etmesine izin verilmemesi durumunda Türkiye kendi eylem planını uygulayacak.
Erdoğan, Milli Savunma Üniversitesi mezuniyet töreninde yaptığı konuşmada, "Türkiye zaman ve sabra sahip değil ve en kısa zamanda Suriye boyunca Doğu Fırat hattı boyunca güvenli bölgenin kurulmasını istiyor." Dedi.
Türkiye cumhurbaşkanı, “Üç hafta sonra ABD’de BM Genel Kurul toplantısının görüşmelerinde bir toplantı yaptığımızda son şansımız var” dedi.
Türkiye'nin, Fırat'ın belirlediği şartlar altında üç hafta içinde kendisini koruyan kendi askerleri ile güvenli bir bölge yaratmak istediğini de sözlerine ekledi.
Erdoğan, "Terör örgütlerinin bölgedeki insanlara yönelik baskısı Suriye'nin doğu Fırat bölgesinde görünmez hale geldi" dedi.
Suriye, Bashar Esad rejiminin demokrasi yanlısı protestoları beklenmedik vahşetle bastırdığı 2011'in başından beri kısır bir iç savaşta kilitlendi.
O zamandan beri, yüzlerce insan öldürüldü ve BM yetkililerine göre 10 milyondan fazla kişi yerinden edildi.
Türkiye, 2016'dan bu yana kuzeybatı Suriye'de iki büyük askeri operasyon gerçekleştirdi - Operasyon Fırat Kalkanı ve Zeytin Şubesi - terör örgütleri Daesh bölgesini ve terör örgütü PKK'nın Suriye şubesi olan YPG'yi temizlemek için.
Türkiye'ye yönelik 30 yılı aşkın terör kampanyasında, Türkiye, ABD ve AB tarafından terör örgütü olarak listelenen PKK, kadınlar, çocuklar ve bebekler dahil yaklaşık 40.000 kişinin ölümünden sorumlu oldu.
- Hava Savunma Sistemleri
Erdoğan, "Son zamanlarda NATO, Türkiye'nin savunma güvenliğini sağlama konusundaki müttefiki olmayı sürdürmesine rağmen, Türkiye'nin güvenliğini sağlama da dahil olmak üzere pek çok konuda sorunu çözemedi." Dedi.
Ayrıca, Türkiye'nin NATO üyeliğini ve müttefiklerini terk etme niyeti olmadığını söyledi.
Erdoğan, F-35 savaş uçağının henüz satın alma işlemi tamamlandığında bile Türkiye'ye teslim edilmediğini söyledi. “Ellerimiz bağlıyken başımıza gelenleri görmek için sabırsızlanıyoruz” dedi.
Erdoğan, Türkiye'nin hava savunma sistemlerine olan ihtiyacı göz önüne alındığında, Rusya’nın S-400 ile ABD Yurtseverleri arasında bir fark olmadığını söyledi.
“Patriot füze sisteminin satışı bir baskı aracına dönüşürse ve güvenlik ihtiyaçlarımız bu şekilde zayıflarsa, Türkiye diğer sistemleri tercih etmekte tereddüt etmeyecektir” dedi.
Trump yönetimi, Ankara'nın S-400 sisteminin pillerini yeniden canlandırmasından sonra Türkiye'yi F-35 sisteminden uzaklaştırdı. Ancak bazı umutlar, Türkiye'nin F-35 Ortak Vurucu Avcı Uçağı programına yeniden katılmak için Rus füze anti-füze sistemini kapalı tutabileceği bir uzlaşmaya dayanıyordu.
ABD Başkanı Donald Trump, Türkiye’yi Rusya’nın S-400 füze savunma sistemini satın alması konusunda cezalandırmak için defalarca isteksizliğini dile getirse de, yönetimi, Rus sisteminin gelişmiş savaşçıyı olası Rus mahallelerine maruz bırakabileceğini ve NATO’ya uygun olmayacağını ileri sürdü. sistemleri.
Ancak Türkiye, S-400’ün NATO sistemlerine entegre edilmeyeceği ve bu nedenle ittifak için bir tehdit oluşturmayacağının altını çiziyor.
Trump, Obama yönetimini şu anki sırayla, Amerikan savunma şirketi Raytheon'un Patriot füze sistemini satmak için Türkiye ile bir anlaşma imzalamayı reddettiği için suçluyor.
Türkiye S-400’ün ikinci partisini Salı günü aldı ve Türkiye savunma bakanlığına göre teslimatın bir ay devam etmesi bekleniyor.
Ankara, ilk S-400 füze arzını Temmuz ayında aldı. İlk bataryanın teslimatı 25 Temmuz'da tamamlandı.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2019.07.31 18:37 NewsJungle Türkiye, ABD'den PKK / YPG terör grubuna verdiği desteği 'tamamen' bitirmesini bekliyor

Türkiye savunma bakanı ABD'li mevkidaşına, Türkiye'nin ABD’den PKK / YPG terörist grubuna desteğini tamamen sonlandırmasını beklediğini söyleyen bir telefon görüşmesi sırasında söyledi.
Milli Savunma Bakanlığı'nın Pazartesi günü yaptığı açıklamaya göre, Hulusi Akar, iki ülkenin ortak bir zemin bulamaması durumunda Türkiye'nin kendi başına güvenli bir bölge oluşturmak zorunda kalacağını söyledi.
Bakanlık, Akar'ın ABD savunma sekreteri olarak görev aldığı yeni görevinden dolayı Mark Esper'i tebrik ettiğini ve kuzey Suriye'de güvenli bir bölge planını tartıştıklarını söyledi.
Akar, Türkiye'nin güneyinde bir terör koridoruna izin vermeyeceklerini ve Türkiye'nin yalnızca ülke ve halkının değil, aynı zamanda Kürtler, Araplar, Asurlar, Hıristiyanlar ve Ezidiler gibi yaşayan diğer dini ve etnik grupların da güvenliğini ve güvenliğini sağlamak istediklerini vurguladı. bölge.
Akar ayrıca, Türkiye'nin Suriye'nin kuzeyindeki güvenli bir bölge üzerinde kontrol sağlayan tek yetkili, verimli ve uygun güç olduğunu vurguladı.
Güvenli bölgenin, güvenli bölgede bulunan PKK / YPG 'den tüm silahların alınmasını, terör örgütünün 30 ila 40 kilometre genişliğinde olması gereken güvenli bölgeden imha edilmesini, PKK / YPG, Türkiye ve ABD tarafından koordinasyon içerisinde kontrol edilecek alanda bulunan tüm tüneller, barınaklar, teçhizatlar ve mühimmatlar.
F-35 savaş uçağı programına ilişkin olarak, Akar, Türkiye'nin sadece projenin müşterisi olmadığını aynı zamanda yatırımcı ve üretim ortağı olduğunu ve programın planlandığı gibi devam etmesi gerektiğini belirtti.
Türkiye'ye yönelik 30 yılı aşkın terör kampanyasında, Türkiye, ABD ve AB tarafından terör örgütü olarak listelenen PKK, kadınlar, çocuklar ve bebekler de dahil olmak üzere 40.000 kişinin ölümünden sorumlu oldu.
2017'den beri, Türkiye ve ABD, Türkiye'nin bir Rus füze savunma sistemi olan S-400'ü satın alma kararına ve ABD'nin F-35 jetlerini anlaşmazlığa satma konusundaki sözleşmesini bozma tehdidinde bulunma ihtimaliyle karşı karşıya.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2019.06.15 13:56 NewsJungle Idlib'de güvenli bölge için şimdi zamanı: Suriye savunma grubu

ABD’nin 13 Haziran’da yaptığı açıklamada, Suriye’nin İdlib ilinde sürmekte olan ihtilafı çözmek için ABD’nin savunuculuk grubu Suriye Amerikan Konseyi’nin başkanı olduğunu söyledi.
Bassam Rifai, “ABD’nin buna cevap vermesiyle ilgili olarak, Başkan Donald Donald Trump’ın Suriye’deki güvenli bölgeleri defalarca aradığını” söyledi. İdlib’de Beşar Esad rejimi.
Suriye Amerikan Konseyi, Suriye'deki demokrasiye odaklanan ve Washington D.C.
İdlib operasyonu, yarısı yerinden edilmiş, savaşın yıktığı ülkenin diğer yerlerinden kaçan insanlar, 3 milyon insanın hayatını tehdit ediyor.
"Bu tür politikaları uygulayacak bir zaman olsaydı, zaman ve yer şimdi Idlib'dedir."
Türkiye ve Rusya, geçtiğimiz Eylül ayında Idlib'i saldırganlık eylemlerinin açıkça yasaklanacağı bir azaltma bölgesine çevirme konusunda anlaştılar.
Bununla birlikte, Suriye rejimi ve müttefikleri, ateş düşürme bölgesinde sık sık saldırılara yol açan ateşkes şartlarını tutarlı bir şekilde çiğniyorlar.
Rifai, Suriye Ulusal Koalisyonu'nun BM temsilcisi olan Mariam Jalabi ile birlikte, eyalette sivil kayıpların önlenmesine yardımcı olmak için ABD'nin daha fazla çaba göstermesi gerektiğini söyledi.
Jalabi, ülkedeki siyasi çözümün birçok kez ele alındığını, ancak bunun için askeri yolların kullanılmaya devam edildiğini belirtti.
Jalabi, "Bu militarize çözüm, dış politika ve uluslararası toplulukların Suriye için sorunları çözmek için meşru bir yol olarak kabul etmelerinin bir yolu." Dedi.
BM temsilcisi tüm tarafların bir araya gelerek "herhangi bir cepheye ABD parmağını kaldırarak" savaşmadan bir çözüm hakkında konuşabileceğini söyledi.
Suriye 'aldı ve sattı'
Rifai, sekiz yıllık ihtilaf sırasında Esad'ın hayatta kalabilmesinin tek yolunun onlara mali kaldıraç sağlayan diğer güçlerle anlaşma yapmak olduğunu söyledi.
Esad'ın hayatta kalmaya devam edebilmesi için Suriye'nin alınıp satıldığını söyledi.
İran, Esad'a milyarlarca dolar borç verdi ve ardından Jalabi'ye göre, ülkenin yeniden yapılanma projelerinde çalıştığı için beton endüstrisi üzerinde tekel haline geldi. Bu arada, Rusya önümüzdeki 49 yıl boyunca Suriye'nin en büyük limanı olan Tartus'u kiraladı.
Türkiye yok, Suriye muhalefeti yok
Suriye'deki gerginlik noktalarından biri, PKK terör örgütünün bir kolu olan PYD / YPG güçleri olmuştur. ABD’nin Suriye’deki TŞF’i desteklemesi, Türkiye’nin Şubat’ta ABD’den Amerikan askerlerinin çekilmesinden sonra güvenlik endişelerini artırmasına rağmen, çekilişin operasyonları genişletmek için PYD / YPG’ye yer vereceğini söyledi.
Ancak Jalabi, YPG'nin bir başka "Suriye halkının acı çekmesi gereken bir kaderi" ile sonuçlandığını söyledi. Suriye Ulusal Koalisyonu'nun savunucusu, terörist grubun Suriye'yi birleştirmek için çaba göstermediğini ve Türkiye'ye getirdiği tehdidin de Suriyelileri etkilediğini söyledi.
Türkiye'ye yönelik 30 yılı aşkın terör kampanyasında, Türkiye, ABD ve AB tarafından terör örgütü olarak listelenen PKK, kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere yaklaşık 40.000 kişinin ölümünden sorumlu oldu.
PYD / YPG, aynı zamanda SDF etiketi altında çalışan Suriye şubesidir.
Türkiye, DAEŞ'in terör örgütünü mağlup etmek amacıyla YPG / PKK ile birlikte çalışan ABD'yi uzun süredir eleştiriyor. Türk yetkililer, bir terör örgütünü diğerine karşı savaşmak için kullanmanın bir anlam ifade etmediğini savunuyorlar.
Jalabi, "Sivillerimizi korumak için Türkiye'ye güveniyoruz" dedi.
"[Suriye] muhalefeti şu an Türkiye'de bulunuyor ve şu anda Türkiye olmadan bizim için şu anda temeli yok çünkü uluslararası toplumdan çok fazla destek almadık." Dedi.
Öte yandan, 13 Haziran’da Türkiye, Rus jetlerinin Suriye’nin kuzeybatı Idlib’inde Ankara’nın talebi üzerine hedefleri vurduğunu iddia eden medya raporlarını reddetti.
Türkiye Savunma Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, bu tür raporların “gerçeği yansıtmadığı” belirtildi.
Daha önce bazı medya kuruluşları, Rus hava saldırılarının Ankara'nın talebi üzerine Türkiye'nin gözlem noktasına saldıran "teröristleri" hedef aldığını bildirdi.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


Sörfçü Kız Bruna +18 Full HD - YouTube Rus kadın sakat kocasını coşturdu Rus kadınları neden bu kadar güzel Sarhoş rus kadın - İzlesemmi.Net Bu Rus kızın Vücudunu Görenler gözlerine inanamıyor! - YouTube RUS KADINLARI NASIL VERİR? Rus ailenin buzlu suda banyosu HD izle - YouTube Rus erkeklerinin kadınlara yaklaşımı - YouTube Rus Kadınları +18 kızlar rus kızları sevişme sıcak - YouTube

Rus kadınları hakkında 30 gerçek

  1. Sörfçü Kız Bruna +18 Full HD - YouTube
  2. Rus kadın sakat kocasını coşturdu
  3. Rus kadınları neden bu kadar güzel
  4. Sarhoş rus kadın - İzlesemmi.Net
  5. Bu Rus kızın Vücudunu Görenler gözlerine inanamıyor! - YouTube
  6. RUS KADINLARI NASIL VERİR?
  7. Rus ailenin buzlu suda banyosu HD izle - YouTube
  8. Rus erkeklerinin kadınlara yaklaşımı - YouTube
  9. Rus Kadınları
  10. +18 kızlar rus kızları sevişme sıcak - YouTube

ve rusların meşur buz gibi rus banyosu başladı Bebek Yüzlü Rus kızın vücudu görenleri hayrete düşürüyor! Bu Rus kızın Vücudunu Görenler gözlerine inanamıyor! nstagramın ortaya çıkmasıyla pek çok fenomen o... Rus kadınları hakkında gerçekler Rus kadınlarına göre, güzellik yalnızca kendini nasıl göstereceğini bilmekten geçiyor. Ancak onlar için görüntü her zaman en önemli şey değil. Beyler kadınlara karşı biraz saygı Rus Kızlar Cristiano RONALDO İçin Ne Yaptı? - Duration: 4:48. Bunlar KAÇMAZ! 1,317,003 views. 4:48. Bismillahirrahmanirrahim 🤲🇹🇷🤲 Herkeze İyi Seyirler Lütfen Boş Muhabbet ... Kendisini evlat edinip büyüten ailesini terk eden genç bir kadın, Sao Paulo'da lüks bir fahişe olarak çalışmaya başlar ve yaşadıklarını popüler bir blogda an... Enjoy the videos and music you love, upload original content, and share it all with friends, family, and the world on YouTube. Rus kadınlar İslam'a koşuyor; Müslüman kadınlar İslam'dan kaçıyor! / Kerem Önder - Duration: 9:32. İhramcızâde İlim Yayma 39,650 views. 9:32. Rus Kızlara Türk Erkeklerini ve Türkiye'yi Sorduk #Alanya - Duration: 3:37. be tv 424,444 views. 3:37. CRACKING EVERY JOINT of the Body! ... RUS KIZLARA SORDUM: TÜRKLERLE EVLENİR MİSİNİZ? - Duration: 8:57. İbrahim Berk 834,311 views. 8:57. Yanni - 'Prelude and Nostalgia'_1080p From the Master! 'Yanni Live!